Miyom Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir?

Miyon iyi huylu davranan bir rahim tümörüdür. Kas ve lif dokularının anormal bir şekilde bir araya toplanıp rahim duvarında yavaş yavaş büyümesiyle oluşur. Rahimde tek bir veya birkaç miyom bulunabilir. Büyükçe olmayan miyomlar genellikle herhangi bir belirti göstermez ve sağlık açısından fazla ciddi bir risk oluşturmaz.miyom nedir, miyom belirtileri, miyom tedavisi nasıl yapılır

Batı ülkelerinde dört kadından birinde miyom bulunur. Miyomlara en çok 35 yaşın üstünde olan çocuksuz kadınlarda ve menopoz öncesi rastlanır. Miyomun nedenleri bilinmemektedir: ancak östrojen hormonuna karşı vücudun gösterdiği olağandışı tepkiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Östrojen hormonu miyomlann büyümesini teşvik ettiği için, östrojen seviyelerinin yükseldiği hamilelik sürecinde miyomlar daha büyük bir sorun yaratabilir. Ostrojeni yağ hücreleri üretir ve muhtemelen bu nedenle aşırı kilolu kadınlarda miyom daha çok görülür. Östrojen ile miyom arasındaki ilişkinin diğer bir işareti de, menopoz döneminde hormon tedavisi (HT) uygulanmayan kadınlarda östrojenin azalmasıyla birlikte miyomlann küçülüp yok olmasıdır. Miyomlann ameliyada alınması, ancak ciddi semptomlar karşısında ve diğer tedavi yöntemlerinin işe yaramaması halinde gerekli olur.

Korunma

Kilonuzu tavsiye edilen sınırlar içinde tutun. Doymuş yağlar ve hayvansal amino asitler içeren yiyeceklerden daha az tüketin. Bunların yerine, bitkisel protein ve lif içeren yiyecekleri tercih edin. Böyle bir beslenme biçimi östrojen seviyesini düşürerek miyom oluşumunu zorlaştırabilir.

Miyomunuz var mı?

Miyomlar ancak fiziksel muayene ile anlaşılır ve bir sorun yaratmadığı sürece herhangi bir tedavi gerektirmez.

Miyom büyürse rahmin duvarını aşındırır ve âdet döneminin uzamasına, aşırı kan kaybına ya da ara kanamalara neden olur. Aylar boyunca aşırı kan kaybetmek kansızlığa neden olur ve bu da kendinizi yorgun hissetmenize ve nefes darlığına yol açar.

Miyomun diğer belirtileri arasında şunlar sayılabilir

Şiddetli karın ağrısı, âdet döneminde belde ve kasıklarda sızlama ya da rahatsızlık veren bir basınç.

Kabızlık ya da normalden daha sık idrara çıkmak (miyom bağırsaklar ya da idrar torbası üzerine basınç yapabilir).

Âdet kanamasının çok az olması (rahim çıkışındaki büyük bir miyom kanın akışını engelleyebilir)

Cinsel ilişki sırasında ağrı.

Tedavi (Doğal Yöntemler & Bitkisel Çözümler)

Aromaterapi

Karın bölgesine uygulanacak yumuşak bir masaj ağrı ve gerginliği dindirebilir. Masaj için kullanacağınız yağ karışımını, bir çorba kaşığı tadı badem yağı veya soğuk baskı bir bitkisel yağın içine dörder damla adaçayı ve lavanta yağı ile iki damla gerçek melisa ya da İsparta gülü yağı ekleyerek hazırlayın.

Karın veya bel ağnsmı gidermek için, bir tas sıcak suya dörder damla adaçayı ve mercanköşk yağı ile üç damla rumi papatya yağı katın. Bununla ağnlı bölgeye ılık kompres yapın. Hamileliğin ilk 20 haftasında adaçayı kullanmayın.

Egzersiz: Miyom âdet sırasında sancı veya çok kanamaya neden olursa fâzla hareket etmek istemeyebilirsiniz. Ancak, ayın diğer günlerinde yapacağınız egzersiz rahimde dolaşımı hareketlendireceğinden miyomun ağrı yapmasını önleyebilir.

Bitkisel ilaçlar:

Miyomunuz âdet döneminde çok kan kaybına neden olursa, kasık otu, beth root (Trillium erectum), hayıt meyvesi ve ahududu yapraklarından hazırlayacağınız çaydan veya bu karışımın tentüründen 15 damla damlattığınız sudan günde iki kez için. Bunun yanı sıra, çorba, güveç ve salatalara bol C vitamini ve demir içeren ısırgan otu katabilir ya da günde iki bardak ısırgan çayı içebilirsiniz.

Ağrılı ve pıhtı halinde kan gelen ağır âdet kanamaları olursa, yanda resmini gördüğünüz bitkilerle hazırlayacağınız çaydan veya bu karışımın tentüründen 15 damla damlattığınız sudan günde iki kez için.

Ne Zaman Tıbbi Yardım Gerekir?

Aşırı derecede yorgunluk veya halsizlik hissederseniz.

Âdetleriniz düzensiz ya da sorunlu ise.

Jinekolojik muayeneden geçme zamanınız gelmişse miyomun habis olmadığından emin olmak için.

Acil Durum

Daha önce yaşamadığınız şiddette bir ağrı olursa.

ÇOK EŞLİLİĞİN GETİRDĞİ SAĞLIK SORUNLARI

BEL SOĞUKLUĞU : Sık sık idrara çıkma, idrar yaparken ağrı, akıntı gibi belirtileri vardır. Bakteri kaynaklı, cinsel yolla ,kolay bulaşabilen bir hastalıktır. Kadınlar, daha çok, taşıyıcı konumundadır. Erkekte, klinik belirtiler daha şiddetlidir. Sadece oral ilişki ve anal ilişki etkinliği olan kişilerde hastalığın hiçbir klinik belirtisi olamayabilir. Bu kişilerde anal bölgede büyük tuvalet sırasında, ağrı, yanma şikayetleri olur. Hastalığın gözlerde yayılması ile gözde hafif iltihabi durum oluşur. Hastalık cinsel eşlerin muayenesi ve her ikisine de tedavi verilmesi ile iyileşir. Hastalık tamamen iyileşmeden partnerlerin ilişkide bulunmaması şarttır. ( Bkz. Cilt hastalıkları linki- Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusu )

FRENGİ : Bakteri kaynaklı bir hastalıktır. Frengi,16.yy.’ın başlangıcında Avrupa’da yapmış olduğu salgın nedeni ile tanınmıştır. Daha çok hastalığın Amerika’dan Avrupa’ya, Christophe Colombe’un gemisinin İspanya’ya dönüşü sonrasında yayıldığı kanısı vardır. İspanya’ya dönen gemiciler hastalığın İspanyol kadınlarına, sonra da askerlere geçmesine neden olmuşlardır. Hastalık daha sonra İsviçre,Almanya gibi diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Ayrıca Portekiz gemicileri hastalığı başka ülkelere yaymışlardır ( Çin, Hindistan, Japonya ). Türkiye’de frenginin, hangi tarihte ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir.Türkiye’de frenginin yaygın olarak yayılmaya başlaması Kırım savaşından sonradır.

Hastalık genital bölgede, anüs dil ve dudaklarda ağrısız yaralarla başlar. Kasıkta lenf bezlerinde büyüme olur. Sonraki safhalarda; vücutta (ayak tabanı,el ayası ) döküntüler, ateş, baş ağrısı, kemik, eklem ağrısı ortaya çıkar. Mikrop vücuda daha çok cinsel ilişki yoluyla ciltteki sıyrık ve çatlaklardan girer. Ayrıca hamile kadından bebeğe ve kandan da bulaşır. Frenginin belirti vermediği bir ara dönemi vardır. Bu klinik belirti vermediği dönemde,teşhis kan testiyle olur.

Frengi tedavisi iyi yapılmamışsa yeniden ortaya çıkar. Tedavi olmamış hastalarda hastalık vücudu sarar.Kemikler, kalp, beyin gibi iç organlar etkilenir. Hastalık erken teşhis edilirse bütünüyle iyileşir. Ancak tedavi edilemez ise yıllarla ölüme varan sonu vardır. Hamile anneden bebeğe geçtiğinde, sakat doğumlar yada ölümler olur. İlk ve ikinci safhada hastalık, tedavi edilir ve kan testleri ile hastalığın evreleri kontrol edilirse bile hastaların bu dönemlerde, cinsel ilişkiye girmeleri bulaştırıcılık yönünden tavsiye edilmez. Kan testleri 1 yıl boyunca aralıklarla tekrar edilmelidir. ( Bkz.Cilt hastalıkları linki-Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusu )

VİRÜTİK SİĞİLLER : Zührevi siğiller cinsel yolla,virüs yoluyla bulaşır. Hamile ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilere bulaşma riski daha yüksektir. Kadınlarda sıklıkla ; genital dudaklarda, rahim ağzında, anüs civarında, erkeklerde sıklıkla ; penis,skrotum ve anüs civarında görülür. Zührevi siğillerden acısız ve en modern şekilde arınma tekniği Kryotherapie’dir ( Bkz. Dermatolojik müdahaleler linki-Kryoterapi konusu ). Ard arda yapılan seanslar ile hasta siğillerden kurtulabilmektedir. Tedavide dikkat edilecek husus çiftlerin her ikisine de Kryotherapie uygulanmasında yatmaktadır.

Siğillerin deriden bu tedavi ile uzaklaşmasına rağmen, kadın hastalar için rahim ağzı kanseri yönünde her altı ay yada yılda bir kere Pap-smear testi şart koşulmalıdır ( Bkz. Ana sayfa-Rahim ağzı kanseri aşısı konusu ).

GENİTAL UÇUK : Virüs kaynaklı bulaşır. Erkeklerde ilk belirtiler ; peniste skrotumda, anüste, bacaklarda acı ve kaşıntı ile başlar. Su toplamış görüntüde yaralar, sonradan açık yaralar haline dönüşür. Kadınlarda ilk belirtiler ; genital üçgen bölge, genital iç dış dudaklar, rahim ağzı girişinde su toplayan, ağrılı yaralarla ortaya çıkar. Kasıklarda lenf bezlerinde şişmeler olabilir.Tedavide kullanılan ilaçlara rağmen çoğu zaman nüksler olur ( Bkz.Cilt hastalıkları linki-Uçuk konusu ).

AIDS : Bağışıklık sistemimizi altüst eden cinsel yol, kan, kan ürünleri, hamile anneden bebeğe geçebilen hastalıkta, ilk belirtiler ; lenf bezlerinin şişmesi, hafif seyreden ateş, yorgunluk, kilo kaybı, terleme, ağız içinde ve ciltte çıkan farklı yaralardır. AIDS hastaları, HIV virüsünün vücuda girmesinden, 8-10 yıl kadar sonrasında, sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. Kan testleri ile teşhis konur. Tedavisi hala kesin olmayan bu hastalıkta, hastanın yaşam kalitesini arttırıcı ve bağışıklık sisteminin düşmesi nedeniyle ortaya çıkan, fırsatçı enfeksiyonları sınırlayıcı yönde tedbirler alınmaktadır.

Kol Şişmesi Nedir Ve Neden Olur?

 

Kol Şişmesi Nedir?

İnsan vücudunda en çok kullanılan organlardan birisi olan kollarda meydana gelebilen pek çok rahatsızlık bulunmaktadır. Bu rahatsızlıklardan birisi de kol şişmesi olmaktadır. Kol şişmesi sıklıkla rastlanılan rahatsızlıklardan birisi olmaması ve ender görülmemesi yüzünden; toplumun bu rahatsızlık ile ilgili bilgisi oldukça azdır. Sanılanın aksine oldukça ciddi bir sorun olan kol şişmesi, kimi zamanlarda sadece tek kol üzerinde kimi zamanlarda her iki kolda da meydana gelebilmektedir.

Bu rahatsızlık aynı zamanda kolun belli bir bölgesinde kendisini gösterebildiği gibi tüm kol üzerinde de görülmesi mümkündür. Genellik ile ortopedik sorunlar nedeni ile meydana gelen kol şişmesi aynı zamanda toplardamar ve atar damarlarda ortaya çıkan pıhtılaşma sonucunda da oluşur. Özellikle bu rahatsızlıkta hasta hızlı bir şekilde sağlık kuruluşlarına müracaat etmeli ve sorunun kaynağı öğrenildikten sonra doktor kontrolünde tedavilere başlanmalıdır.

Kol Şişmesi Neden Dolayı Meydana Gelir?

Kol şişmeleri vücutta ki pek çok farklı nedenden dolayı oluşabilmektedir. Bunun yanı sıra oldukça farklı bir rahatsızlık türü olan kol şişmesinde bazı hastalarda; rahatsızlığın sebebi dahi tespit edilememektedir. Fakat genellikle kol şişmesinin oluşması;

* Sigara, alkol ve madde bağımlılığı,

* Düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşama,

* Her hangi bir bölgede yaşanan romatizma ve kireçlenme sorunları,

* Psikolojik rahatsızlıklar ve yoğun hayat temposu,

* Sinir ve kasların tahrip olması veya zedelenmesi,

* Enfeksiyon ve bakteri oluşumları,

* Kan akışı bozuklukları ve damar rahatsızlıkları,

nedenlerinden dolayı meydana gelmektedir. Özellikle bayanlarda görülen bu rahatsızlığın kendisini en çok gösterdiği yaş aralıkları 21 ile 45 yaş olmaktadır. Bu anlamda kol şişmesi rahatsızlığı ile sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların büyük çoğunluğunda; kollar üzerinde yoğun baskı olması nedeni ile oluşan ödemler, kas yırtılmaları veya sinir zedelenmeleri, çeşitli yaralar sonucunda kola yayılan enfeksiyon ve bakteriler bu rahatsızlığın oluşumunda neden olan faktörler arasında yer almıştır.

Genellikle damar bölgelerinin en belirgin olduğu ve dirsek bölgesinde meydana gelen kol şişlikleri; yoğun ağrılara, kolda morarma ve kızarıklıklara neden olmaktadır. Aynı zamanda zamanla büyüyen ve kolun işlevini engelleyen şişlik sayesinde teşhisi kolaylıkla yapılabilmektedir.

Porselen Diş Dolgusu

Porselen Diş Dolgusu

Anından da anlaşıldığı üzere porselen ham maddesinden yapılan estetik dolgu türüdür. Dişlerde başta çürüme ve kırılmadan dolayı dişin bir miktarının kaybedilmesi durumunda onu tamamlamak için kullanılan dolgu malzemeleri arasında yer alır.

Porselen dolgu porselen kaplama değildir !
Herkes porselen dolgu dediğinde porselen kaplama aklına geliyor. Maalesef durum bu. Ama bilmenizi isteriz ki porselen kaplama ayrı, porselen diş dolgusu aynı bir şeydir. Porselen diş dolguları sadece bir veya birkaç diş için ölçüsü alınıp hazırlatılan ve sonra hastanın dişlerine yapıştırılan bir maddedir. Yani dişlerde bir kesilme ihtiyacı olmaz. Dişlerinize dokunulmaz. Dişte en fazla çürük var ise, o bölge çürüklerden temizlenecek kadar dişinizde eksilme olacaktır.

Estetik porselen dolgu nasıl yapılır
Porselen dolguya karar verildikten sonra dişteki çürük temizlenir. Kırılma var ise de bir düzenleme yapılması gerekebilir. Bunun ardından dişin mutlak ölçüsü alınır. Bu alınan ölçüye göre laboratuar da bu ölçüye göre porselen dolgu hazırlanır. Bu ölçü ile yapılan porselen dolgu iyi bir hijyen ve en kaliteli yapıştırıcı ajanlar ile dişin eksik olan kısmına yapıştırılır.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus dişi iyi temizlenip yapıştırmaktır. Eğer iyi yapıştıramaz isek, dolgu düşebilir. Burada hekimin titizliği ve bu işte ki pratikliği devreye girer. İyi bir çalışma ile porselen dolgu dişe yapıştırılır. Ömrü 5-10 yıl gibi uzun bir aralıkta değişiklik gösterir.

Porselen diş dolgusunun avantajları
Porselen diş dolgusu kompozit dolgulara göre biraz daha kuvvete karşı dayanıklı diyebiliriz. Ama iyi yapıştırılmış bir porselen diş için tabi ki… Bunun yapından kendi öz dişlerinizi iyi taklit etme özelliği de vardır. Bu yüzden doğal bir diş dolgusu diyebiliriz.

Işığı geçirmesi ve diğer insanlar tarafından fark edilmez olması bu dolgunun tercih sebepleri arasında yer alır. Her iki dolgu türü de aşa yukarı aynı sonucu verir. Tamamen tercihler ve dişteki travmaya göre tedavi şekli belirlenir. Burada hastanın istekleri de çok önemlidir. Estetik porselen diş dolgusu için iki kere doktorunuzu ziyaret etmeniz gerekir. Birinci gidişinizde ölçü alınması ve dişlerin temizliği, 2. gidişinizde ise hazırlanan porselen dolgunun yapıştırılması yapılır.

Porselen dolgu hangi durumda uygulanır
Porselen dolgular çürümeden dolayı azalan dişi tamamlamak için kullanılır. Aynı zamanda dişte fiziksel çarpmalardan dolayı kırılmalar meydana gelebiliyor. Bu durumda da porselen diş dolgusu yapılabilir. Aynı şekilde estetik bir gülüş elde etmek için de bu dolgu türü sıklıkla kullanılır.

Porselen dolgular çürür mü
Porselen dolgular ilerleyen yıllarda porselen oldukları için çürümez. Bu porselen maddenin özelliğidir. Aynı zamanda yediklerinizden ve içtikleriniz den kalan artıklar dolgunun üzerine yapışmaz. Bu sayede ağız içi hijyenine yardımcı olurlar. Porselen dolgu renk değiştirmesi çok zordur. Bu yüzden düzgün fırçalama ve bakım ile diş dolgusunu uzun yıllar kullanabilirsiniz.

Porselen dolgu fiyatları
Porselen dolgular dışarıda laboratuar ortamında yaptırılır. Klinikte uygulanan dolgular gibi değildir. Maliyet açısından biraz farklılık gösterebilir. Ama doktorlar bunu fiyatlara yansıtmak istemezler. Her durumda verdiğiniz ücret aldığınız hizmete ve ağız içi hijyeniniz için bizce devede kulak kadardır.

Sgk Zirkonyum Diş Kaplaması

Sgk Zirkonyum Diş Kaplaması
Birçok kaplama türü mevcuttur. Porselen kaplamalar, metal kron köprülü kaplamalar vb. Ancak, hiçbir kaplama, zirkonyum kaplamalar kadar kaliteli değildir. Zirkonyum kaplamalar, esnek ve dayanıklı yapısı, ısı geçirimine olanak tanımaması, hoş ve estetik görünmesi ile doğal dişlere en yakın kaplamalar olması sebebi ile, en kaliteli kaplamalar sınıfındadır.Zirkonyum uygulamlarının bu denli kaliteli olması, sgk zirkonyum kaplama diş kavramını ne yazık ki gölgelemektedir. Alanında uzman diş hekimleri taradından gerçekten çok iyi kliniklerde laboratuarda üretilen zirkonyum kaplamalarının ucuz olması da pek beklenemez açıkcası. Ayrıca, metal kron körüler ile oluşturulan kaplamaların sağlayamadığı pek çok avantajı, zirkonyum kaplamalar sağlaması şöyle dursun, metal kaplamaların sebep olduğu kötü görünüş de zirkonyum kaplamalarda gölgelenmektedir. Zirkonyum elementini ele aldığımızda bu elementin, diş minesinin beyazlığına benzer bir beyazlıkta olduğundan söz edebiliriz. Ayrıca, doğal oksitleme işlemleri ile de zirkonyum kaplamanızın beyazlığı ile oynanmamta, böylelikle zirkonyum kaplamalarınız orijinal dişleriniz ile aynı seviyede beyazlık değerine getiriliyor ve kimse sizde kaplamalı diş olduğunu fark etmiyor. Zirkonyumun geçtiği bu aşamaları da göz önünü aldığımızda, ucuz zirkonyum diş kaplama kalıbının ne kadar yersiz olduğunu bir kez daha görmekteyiz.

Kaliteyi ezelden beri ucuza mal etmek mümkün değildi. Bu gerçek ne yazık ki teknolojik gelişmelerde de değişmiyor. En son çıkan bir teknoloji harikası telefonu, ucuza almaya kalksanız o telefon ya çin malı çıkar ya da herhangi bir arızası. Teşhibte hata olmaz, aynı kıyası sağlık teknolojisi için yapmamız mümkün. Sağlık alanında temin edeceğiniz teknoloji ne kadar gelişmiş se ödeyeceğiniz maaliyette o kadar artmaktadır. Bunu ucuza temin etmeye kalkmanız, ne yazık ki kullanışsız bir telefon gibi çöpe atabileceğiniz bir ürüne sahip olmanıza neden olmuyor, doğrudan sağlığınızı etkileyebiliyor. Sağlık sektöründe, yapacağınız hatalar yukarıda da söz ettiğimiz gibi doğrudan sağlığınızı etkilemesi sebebi ile, bu alanda kumar oynama şansınız pek yoktur. Bu yüzden kaliteli teknolojinin en üst dalgası olan, zirkonyum kapalamalar için, SGK zirkonyum kaplama diye bir şey de dolaylı olarak yoktur.

İnsanların pek çoğu zirkonyumun avantajlarının farkına vardıklarında bu teknolojiyi, ucuza mal etmenin yersiz olduğunu anlayacaktır. Gelin yazımızın devam eden kısmında sizlere zirkonyum teknolojisinin avantajlarından söz edelim. Zirkonyum kaplamalar, yukarıda da söz ettiğimiz gibi emsallerinden oldukça farklı kaplamalardır. Zirkon metali, diş etine dost yapıda bir metaldir. Ancak, diş eti rahatsızlıkları olanlara doğrudan bu tedavi yöntemi uygulanmaz. Öncelikli olarak, diş eti rahatsızlığı giderilir, ardından zirkonyum tedavisi uygulanır. Yapılan araştırmalarda görülmüştür ki, zirkonyum metali diş ve diş etlerinize dost, diş eti sağlığı için yararlı bir metaldir.Zirkonyum kaplamalarının avantajları bunlarla da sınırlı değildir. Güçlü zirkon metali, esner özelliktedir. Tıpkı doğal dişleriniz gibi basınç dayanımlarını esneme özelliği ile absorbe ederek, maksimum dayanım sağlamaktadır. Zirkonyumun avatajlarından bahsedip, ısı yalıtım özelliğinden de söz etmemek olmak. Zirkon köprüler ile kaplamalar güçlü, ısı yalıtım özelliğine sahiptir. Tıpkı doğal bir termostat gibi dişlerinizi sıcaktan ve soğuktan korumaktadır. Bu bakımdan özellikle, sıcak-soğuk farkı diş hassasiyeti olan bireyler bu teknolojiyi tercih eder. Ancak, hangimiz kışın dondurucu soğugunda ağzımızı açtığımızda, dişlerimizde ağrıyı hissetmemişizdir ki?

Tüm bu özellikleri ile, zirkonyumu ucuza mal etmek diye bir tabir ne yazık ki olası değildir. Edebiliyorsanız, bile etmeyin! Zirkonyum uygulamaları hassas tıbbi yetenekler isteyen uygulamalardır. Bu sebepten ötürü, ağzınızı ne yaptığını bilmeyen diş hekimlerine açarsanız, zararlı siz çıkarsınız. Ne yaptığını bilen diş hekimleri de kalitelidir ve bu uygulamaları ucuza yapmamaktadır.

Çocuklarda Kekemelik Tedavisi

Çocuklarda Kekemelik Tedavisi

Kekemelik sorunu küçük yaşlardan itibaren başlayan ve insanların toplum içerisinde iletişim kurarken büyük zorluklar yaşamasına neden olan bir problemdir. Kekemeliği konuşma kabiliyetinin, zamanlama ve akıcılıktan yoksun olması sorunudur. Kekemelik çok büyük bir oranda 2-5 yaş arasında, çocuğun çevresel faktörlerden etkilenmesi ile oluşmaktadır. Çocuklarda kekemelik ile ilgili sorunların en büyük nedeni, ailelerinin çocuğa karşı olan tutumudur. Çocuk kekemelik sorunu yaşamaya başladığı anda her ihtimale karşı, uzman bir hekime danışılması da gerekmektedir. Çocuk kekemelik nedenleri arasında fiziksel bozukluklar her ne kadar çok küçük bir oranda da olsa da, yine de hekim muayenesi ile çocuğun fiziksel anlamda bir kusuru olup olmadığı araştırılmalıdır.
Kekemelik nasıl düzelir sorusu, tüm kekemelik sorunu yaşadığı için insanlar ile rahat iletişim kuramayan kişilerin en çok yanıtını aradığı sorudur. Çocuklarda kekemelik nörolojik sorunlardan da görülebilmektedir ancak bu ihtimal en düşük olasılıktır. Bazı çocuklarda kekemelik sorunu ağız yapısından da kaynaklanan fizyolojik bozukluklar nedeni ile gelişebilir. Ancak çocuklarda kekemelik sorunun en büyük nedeni; çocuğun yetiştirildiği ortamda stres olması, konuşurken kaygı içerisinde bulunması, anne babanın çocuktan büyük beklentilerinin olması ve çocuğun konuşması ile dalga geçilerek özgüvenini kaybetmesinin sağlanmasıdır. Bu açıdan çocuklarda kekemelik sorunu oluşmasının bir numaralı nedeni, ailenin çocuk üzerindeki yanlış tutumudur.
Çocuk kekemelik sorunun sadece stres içerisine girdiği ortamlarda yaşamaktadır. Bu nedenle çocuklarda kekemelik cansız eşyalar ile oyun oynarken ya da şarkı söylerken görülmemektedir. Birçok kekeme çocuk, evcil hayvanları severken onlarla son derece akıcı bir şekilde konuşabilmektedir. Bu durum evcil hayvanın kendisini eleştirmeyeceğini bilmesinden kaynaklanır ve bu nedenle herhangi bir kaygı duymayan çocuk çok rahat bir şekilde konuşabilir.
Çocuklarda kekemelik nasıl düzelir sorusunun cevabı, çocuğa yaklaşım tutumunun değiştirilmesidir. Çocuklarda kekemelik doğru yaklaşım ve sabır ile ergenlik döneminde tamamen tedavi edilmiş olan bir sorun haline gelebilir. Çocuk kekemelik sorunu yaşadığında yakın çevresinin sözlerini kesmemesi ve onunla dalga geçmemesi de, kekemelik nasıl düzelir soru ile doğrudan ilgilidir. Böylece çocuk kekemelik sorununu kısa süre içerisinde yenebilir.

Böbrek Yetmezliği Olan Hastalara Tavsiyeler

Böbrek yetmezliği her iki böbreğinde artık tamamen işlevini yerine getiremeyecek duruma gelmesi ile oluşan bir hastalıktır. Böbrek yetmezliğini bu kadar ciddi bir hastalık yapan böbrek yetmezliğinin oluşmasının ardından geçerli olan tek tedavi yönteminin böbrek nakli olmasıdır.

Böbrek yetmezliği belirtileri arasında en çok bilinenlerden biride vücudun su toplamaya başlaması yani ödem oluşmasıdır. Böbrek yetmezliği ödem oluşumu böbreklerin çalışmamasına bağlı olarak su dengesinin sağlanamaması ve vücudun su toplamaya başlamasıdır. Ancak ödem oluşmasının başka bir çok nedeni olabileceği unutulmamalı ve kendi kendine teşhis koyma alışkanlığı yerine mutlaka bir doktora başvurularak kesin tanı için yardım istenmelidir. İlk etapta idrar testinde çıkan veriler üzerinden değerlendirme yapılırken değerlerde sorun olması halinde ileri böbrek yetmezliği testleri uygulanır. Böbrek yetmezliği tanısı konulur ise hastalığın derecesine bağlı olarak tedavi planlanmaya başlar.

Böbrekler vücudumuzda hayati öneme sahip organlarımız arasında yer alır. Böbreklerin düzenli olarak çalışmaması halinde kan süzülmediği için sağlık açısından sakıncalı durumlar ortaya çıkar.

Ancak geliştirilen diyaliz adlı cihaz ile böbrek yetmezliği yaşayan kişilerin kanları düzenli olarak süzülmekte ve temiz kan hastalara verilerek yaşam standartları ve süreleri uzatılmaktadır. Bu nedenle zamanında tanı konulan ve diyaliz uygulanmaya başlayan hastalar çok uzun yıllar dahi diyalize girerek yaşamlarını sürdürebilmektedir. Ancak burada önemli olan konu böbrek yetmezliği hastalarının diyet listelerine ve sağlıklı yaşam kurallarına uymalarıdır. Böbrek yetmezliği tedavisi için tek yöntem hastaya böbrek nakli yapılması olup böbrek nakli olana kadar düzenli bir biçimde diyalize giren hastalar normal yaşamlarını sürdürebilmektedir. Diyaliz cihazı ile özel bir sistem geliştirilerek kirli kan vücuttan alınmakta ve süzülüp temizlendikten sonra tekrar vücuda verilmektedir. Bu cihaz yapay bir böbrek görevi üstlenerek böbrek yetmezliği hastalarının daha iyi koşullarda yaşamasını sağlamaktadır.

Böbrek yetmezliğinde beslenme çok büyük bir öneme sahiptir. Düzenli ve dengeli beslenme ile doktorunuzun vermiş olduğu diyet listesine sağdık kalarak hayat standardınızı yükseltmenin kendi elinizde olduğunu asla unutmayın.

Böbrek yetmezliği olanlar ne yemeli ve böbrek yetmezliği olanlar ne yememeli sorusu böbrek yetmezliği ile mücadele eden kişiler tarafından en çok sorulan iki sorudur. Bunun yanıtı her hasta için ayrı olarak belirlenmektedir. Bugün artık kanuni bir zorunluluk haline getirilen her diyaliz merkezinde bir diyetisyen bulunması şartı böbrek yetmezliği hastalarının hayatını kolaylaştırmak açısından çok büyük bir fayda sağlamıştır. Diyetisyeniniz her diyaliz seansı öncesi kan sonuçlarınızı değerlendirmekte ve buna göre diyet listesi hazırlamaktadır. Böylelikle böbrek yetmezliği çeken kişilerin kendi kan değerlerine göre bir sonraki diyaliz tarihine kadar olan beslenme listeleri oluşturulmakta ve hayat standartlarının yükseltilmesine çalışılmaktadır.

AKCİĞER KANSERİ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN HER ŞEY

Akciğerler göğüs boşluğunda bulunan oksijen alıp karbondioksit vererek solunumu gerçekleştiren organlardır. Akciğer Kanseri bu organlarda bulunan dokuların kontrolsüz bir şekilde çoğalmasının neden olduğu kanser türüdür. Dünyada kalp hastalıklarından sonra ölüme yol açan 2. Hastalıktır. Dünyada genelinde görülme sıklığı  % 12’dir.Türkiye’de ise  kanser türleri arasında % 26 ile en sık görülen kanser çeşididir. Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara göre daha fazladır.akciğer kanseri, en tehlikeli kanser hangisi, akciğer kanseri nedir

  • Akciğer Kanserinin Nedenleri:

Akciğer Kanseri nedenleri arasında başlıca olgu sigara kullanımıdır. Sigara zamanla akciğerlerin kendi kendini temizleme özelliğinin yitirmesine yol açmaktadır. Sigarada bulunan kanserojen maddelerin de etkisi ile hücreler hasar görerek kanserin ortaya çıkmasına neden olur. Sigara akciğer kanserinin en sık  görülme nedeni olmakla birlikte sigara içmeyen kanserli erkeklerin % 10 kadınlarda ise % 20 sinde kanser sigara ile alakalı değildir. Sigara kullanmadığı hale pasif içici konumundaki insanlarda risk altındadır. Kanser ve sigara ilişkisi sigaraya başlama yaşı günlük kullanım miktarı içilen  sigaranın çeşidi kullanıcın dumanı içine çekmesi gibi etkenlere  göre değişkenlik göstermektedir.

Diğer nedenler arasında meslek nedeniyle maruz kalınan arsenik asbest  alüminyum krom hardal gazı radyasyon nikelvinil klorid radon gazı kadminyum berilyum gibi maddeler önemli bir yer tutmaktadır. Bunun yanında çevresel faktörleri de göz ardı etmemek gerekir. Kentlerde yaşayanlar kırsal kesimlerde yaşayanlara göre 2 – 3 kat daha fazla görülmektedir. Öne çıkanlar diğer faktörler ise genetik yatkınlık verem gibi hastalıklar beslenme ile alakalı nedenler olarak sıralanmaktadır.

  • Akciğer Kanserinin Belirtileri Nelerdir:

–          Uzun süre geçmeyen öksürük
          Nefes almada zorluk yaşanması nefes darlığı
          Kanlı ve fazla miktarda balgam çıkarma kan tükürme
–          Ses kısıklığı
          Göğüs Ağrısı
          Omuz ve kol ağrıları
          Yutma esnasında zorlanma
–          Düzensiz kalp atımı
–          Baş ağrısı
          Kansızlık
–          Halsizlik iştahsızlık kilo kaybı
          Sesli (hışıltılı) solunum
–          Yüz ve boyunda şişlik
          Sık tekrarlayan bronşit ve zatürre ateş
–          Kilo kaybı
          Fiziksel aktiviteler esnasında sık ve derin nefes alma hissidir.

  • Teşhis ve Tanı:

Akciğer kanseri tanısının konması ve hangi aşamada olduğunun tespit edilmesi için hastadan  akciğer röntgeni balgam tahlili testler istenir. Ayrıca akciğer kanserinin türünü tespit etmek ve vücudun lenf bezleri beyin kemik gibi  bölümlerine yayılma (metastaz) yapıp yapmadığını belirlemek için akciğerden doku biyopsi ile doku örneği alınır. Doku parçası almak için uygulanan yöntemler; bronkoskopi (bronşlar ve soluk borusuna sokulan ince ışıklı bir tüp ile inceleme yapılır doku örneği alınır. İğne Aspirasyonu; göğüs duvarından girilerek kanserli dokudan örnek alınarak mikroskopla incelenir torosentez; akciğeri çevreleyen sıvıdan örnek alınması işlemidir Biyopsi halk arasında bilinenin aksine hastalığın yayılmasına yada seyrinin kötüleşmesine neden olmamaktadır. Alınan sonuçlara göre hastalığın hangi aşamada olduğu ve izlenecek tedavi yöntemlerine karar verilir.

  • Akciğer Kanseri Türleri:

Küçük Hücreli Akciğer Kanseri: 

Küçük hücreli akciğer kanseri akciğerde daha hızlı gelişip yayılma gösterirler. Cerrahi yöntemle tedavi tercih edilmemektedir. Tedavi için hastalığın evresi tespit edilir. Akciğerin tek tarafında ise sınırlı evre2 tarafında görülmüş ve diğer organlara da yayılmış ise iler yaygın evre tanısı konulur. Hastalığın tekrarlaması muhtemeldir. Kemoterapi yöntemi tümörlere uygulanarak yapılır bazı hastalara beyni korumak amacı radyoterapi yöntemi uygulanır.

Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri:

Küçük hücreli akciğer kanserlerine göre  daha yaygındırlar. Hastalık seyri olarak  daha yavaş gelişir ve yayılırlar. Bu kanserin üç temel çeşidi  vardır; -skuamoz hücreli – adeno kanser  -büyük hücrelidir. Bu kanser türünün tedavisi içinde hastalığın hangi evrede olduğu tespiti ve evreye göre tedavi uygulama yapılması esastır.

  • Akciğer Kanseri Evreleri:
  1. Evre:Kanser 5 cm veya daha küçük boyuttadır lenf düğümlerine yayılmamıştır.
  2. Evre:Kanser lenf bezlerine yayılmamıştır fakat  5 cm’den büyük yada göğüs kafesine yada diyaframa yakındır. Kanser 7 cm yada  daha küçük lenf düğümlerine yada bronşların yakınlarına yayılmışsa da ikinci evre olarak kabul edilmektedir.
  3. Evre:Kanser akciğerlerin arasındaki lenf düğümlerine yayılmıştır yada  soluk borusunun ikiye ayrılan bölümüne yakındır. Oldukça sık görülen bir yayılma türüdür. Bununla birlikte akciğerlerdeki lenf düğümleri yada bronşlara yakın veya lenf düğümlerine yayılmadan da nefes borusu kalp  akciğerin öteki  lobu gibi organlara yayıldığı da görülmüştür.
  4. Evre:Kanserin göğsün diğer tarafındaki lenf düğümlerinde veya köprücük kemiğinin üstünde veya daha geniş (kalp nefes borusu gibi) ve göğsün ortasındaki lenf düğümlerinde veya soluk borusunun ikiye ayrıldığı bölgeye yakın görülmektedir.
  5.      Evre:Bu evrede kanser her iki akciğer lobunda akciğeri ve kalbi çevreleyen sıvıda yada beyin karaciğer kemik gibi vücudun diğer bölümlerine sıçradığı görülmektedir.
  • Uygulanan tedavi Yöntemleri:

Cerrahi Müdahale

Akciğerdeki kanserli hücreyi almak için yapılan bir operasyondur. Hastalık 1. yada 2. evrede ise yayılma (metastaz) yapmamış ise tümör ve lenf bezleri çıkarılarak yapılır. Ancak tümörün bulunduğu yer tümörün büyüklüğü yada hastanın sağlık durumu gibi nedenlerden dolayı cerrahi müdahale yöntemi uygulanamayabilinir.

Kemoterapi Yöntemi:

Kanserli hücrelere ilaç uygulanarak kanserli hücrelerin öldürülmesi işlemidir. Birden fazla ilaçlardan oluşmaktadır. İlaçların verilme sayısına  kür denilmektedir.2 yada 3 haftalık dönemlerde uygulanır sonrasında hastanın diğer organlarının zarar görüp görmediğinin tespiti için kan tetkikleri yapılır.

Radyoterapi Işın Tedavisi Yöntemi:

Kanserli hücreyi öldürmek ve tümörü küçültmek için yüksek enerjili ışık uygulamasıdır. Cerrahi müdahale sonrası kalan hücreleri ve yayılma yapmış hücreleri öldürmek için kullanılır. Sağlam dokulara zarar vereceğinden sadece tümörlü hücrelere uygulanmaktadır. Saç dökülmesi iştah kaybı mide bulantısı gibi şikayetlere nedenlere olmaktadır.

Akciğer Kanseri Yaşam Süresi:

Yaşama süresi hastalığın evresi ve hangi evrede teşhis edildiği ile doğru orantılıdır. Erken teşhis ve tedavi hayati önem taşımaktadır. Erken Teşhis Hayat Kurtarır!

Sağlıklı yiyecekler nelerdir?

Evet,doğal oldukları ve özel işlemden geçmedikleri sürece öyle.Ancak,doğal olduğu söylenenlere de dikkat .Doğal vitaminlerinsentetik vitaminlere hiç bir üstünlükleri yoktur.Kimyasal olarak molekül aynıdır,vücuttaki etkisi de aynıdır.Şu halde doğal besinler aramanın ve satın almanın hiçbir anlamı yoktur.Aslında pek az besin tamamen doğal olarak bulunur.Hemen hemen tüm besin maddeleri mutfağımıza girmeden önce şöyle ya da böyle bir işlemden geçmiştir.Ancak kendi yetiştirip,pişirdiğiniz bir besin maddesinin tamamen doğal olduğundan emin olabilirsiniz.sağlıklı yiyecekler, hangi yiyecekler sağlıklıÖte yanda,sağlıklı beslenme modası bir çok yararlı alışkanlığın yerleşmesine sebep olmuştur.Hayvansal ya da doymuş yağların yerini doymamış yağlar almaktadr.Yiyeceklerimizdeki tahıl,posalı besin ve pirinç miktarı artmakta , taze sebze ve meyvenin önemini herkes anlamaktadır.

Artık taze ve değişikliğe uğramamış yiyeceklere önem verilmektedir.Bütün bunlar da sağlık için yararlıdır.Sağlıklı bir beslenmeye nasıl vardığınız önemli değildir.Sağlıklı besinler alıyorsanız bu yeter.Önemli olan,gerekli olan değişikliği yapabilmektir.

Sağlıklı yiyecekleri ile Karnımızı doyurduk daha sonrasında form koruma için neler yapmalıyız ?

Evet arkadaşlar şimdi formumuzu bulduk ve durumdan gayet memnunuz peki durumun böyle sürmesi için ne yapmalıyız? Size bu soruda yardım edecek bir kaç egzersiz içeren madde sıralayacağım uyulduğu takdirde güzel sonuçlar verecektir.

Her kolu 10 kez daire şeklinde döndürmek,
Her iki yanda diz ve kalçaları 10 kez bükme,
Baş,kol ve vücudu her iki yana 10 kez çevirme
Her iki yanda ayak bileklerine 10 kez eğilme
Aynı noktada koşma,dışarda koşma, bisiklete binme, hızlı yürüme,yüzme,tenis oynama(15 dakika yeterlidir)

Profesyonel Saç Ektirme İstanbul

Dünyada sıkça bulunan ve insanların görsellik olarak önem verdiği bir konu vardır ki bu tam olarak da saç sorunudur. Kişiler erkek yada kadın fark etmeksizin saçları bakımlı, gür, hoş olsun isterler. Saç dökülmesi bazıları için çok ciddi sorun haline bile gelebilir. Saç kadınlar için güzellik erkekler için ise karizmanın başında gelen vazgeçilmez bir noktadır. Saçları dökülen çoğu kişi saç ektirmek için birçok yere giderler ve bu yerlerden istedikleri sonucu elde edemezler. Profesyonel saç ektirme İstanbul merkezinde oldukça uzman kişiler ile yapılan saç ekim operasyonu sizlere en kısa amanda en iyi sonucu göstererek daha sağlıklı ve daha çok saçlarınız olduğunu göreceksiniz.saç ekimi yaptırma, saç ektirme

Saç ektirmek aslında çok önemli bir dikkat meselesidir. Uzman kişiler dışında yapılması tehlikeli olabilmektedir. Saçlarınızın geliş noktası bellidir ve ekim genellikle her zaman bu noktalara yapılmaktadır. Saç ektirmek oldukça araştırma ve uzman gerektiren bir uygulama olduğu için saç ekim uygulamasını yapan kişi eğitimini almış ve bu işte uzmanlık almış olmalıdır. Profesyonel saç ektirme İstanbul şubesinde işlerinde uzman kişilerle çalışmak ve sağlığınız açısından tehlike arz etmeden daha sağlıklı ve gür saçlara kavuşmak oldukça kolay olmaktadır. Saç ektirmek dikkat meselesi ve güven meselesidir. Birçok yerde saç ekim işlemi yapılsa da her yerde başarılı olarak yapılmaktadır. İstanbul da yapılan saç ekimleri kendini en kısa süre içerisinde belli ederek kısa sürede hiç saç sorunu yaşamamış gibi bir hale gelerek oldukça memnun kalabileceksiniz.