Yüzde Egzama Oluşması Nedenleri?

Egzama hastalığı birçok farklı nedenden ötürü oluşabilen, herhangi bir mikrop sebebiyle meydana gelmeyen bir hastalıktır. Temas edilen maddeler, genetik faktörler ya da psikolojik etkenler gibi oldukça farklı nedenlerden gelişebilen egzama, özellikle yüzde çıkan egzama hastalığı insanların büyük sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Dış görünüşün temel belirleyici olan yüzde egzama görülmesi, en başta kişinin sosyokültürel yaşamının muazzam derecede etkilenmesine neden olmaktadır. Bu durum da yüzde egzama tedavisi için en gerekli şeylerden biri olan psikolojik durumu, son derece olumsuz yönde etkilemektedir.yüzde egzama oluşması, egzama nasıl oluşur, yüzdeki egzama tedavisi

Yüzde egzama tedavisi sürecinde kişinin stresten uzak durmaya çalışması çok kritiktir. Stresin yüzde çıkan egzama oluşumlarını olumsuz yönde etkilediği bilinen bir gerçektir. Ayrıca kişinin sıkıntılı ruh hali yüzünü daha çok kaşıma neden olarak, yüzde egzama tedavisi sürecini bir kısır döngüye dönüştürecektir. Yüzde çıkan egzama uygulanan ilaçlar ve kremler ile tedavi edilmeye çalışılırken, hastanın sürekli yüzünü kaşıyarak cildine zarar vermesi kuşkusuz oldukça olumsuz bir durum oluşturmaktadır. Bu nedenle yüzde çıkan egzama ile ilgili sorun yaşayan kişilere, öncelikle bu duruma sebep olarak durumlarını daha da kötüleştireceklerinin izah edilmesi gerekir. Yüzde egzama tedavisi gören kişilerin psikolojileri ne kadar az etkilenirse, o kadar az stres içerisinde gireceklerdir. Böylece yüzde egzama oluşumları da azalacaktır.

Yüzde egzama tedavisi hekimin verdiği ilaç ve kremler kullanılarak, birkaç hafta içerisinde olumlu sonuçlar alınması ile gerçekleştirilir. Şayet çıkan egzama alerjik kaynaklıysa, hekimin verdiği beslenme listesine de uyulması gerekebilir. Yüzde egzama tedavisi süreci boyunca hastanın stres gibi kaşıntıyı tetikleyen etkenlerden kaçınması da oldukça mühimdir. Ayrıca çoğu insanın yüzde egzama tedavisi konusunda şikâyet ettiği eldeki yüzük yüzde egzama yapıyor şeklindeki bilgide son derece yanlıştır. Yüzük altında kalan sabun gibi kimyasal maddeler ellerinizde egzama oluşmasını tetikler. Bir insan ortalama olarak günde 1000-2000 defa yüzüne dokunduğundan elindeki egzamanın yüzüne bulaşmasına neden olur. Bir başka değişle eldeki yüzük yüzde egzama yapıyor değil, aslında eldeki egzama yüze bulaşıyor. Bu nedenle eller yıkanmadan önce yüzüğün çıkartılarak, elin tamamının temizlenmesi gerekmektedir.

Lazerle Hemoroid Tedavisi Yapan Hastaneler

Lazerle basur ameliyatı tedavisinde hastanın basur memelerine odaklanan lazer ışınları sinirlerin olmadığı bir bölgeye uygulandığından, hastanın lazerle basur ameliyatı esnasında herhangi bir acı hissetmesi söz konusu değildir. Bu nedenle hastalara narkoz verilmesine gerek olmayan lazerle basur tedavisi ameliyatı, kuşkusuz hastalara çok büyük bir imkân sağlamaktadır.lazerle hemoroid tedavisi, hemoroid nasıl tedavi edilir, hemoroid tedavi yöntemleriHemoroid hastalığı insanların günlük yaşamını bir çile haline dönüştüren, kişinin yaşadığı kanama sorununa ilave olarak bir de şiddetli basur ağrıları yaşamasına neden olan son derece ciddi bir rahatsızlıktır. Tuvalet yapmayı adeta bir çileye dönüştüren hemoroid yani basur hastalığı, acil bir şekilde tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Basur hastalığı kalın bağırsak dokularının zarar görmesi ile başlar ve damarların gördüğü hasar arttıkça şişerek genişlemesine neden olur. Tuvaleti yapmak için kendini sıkan insanların bu etkiyi arttırdığını saptayan uzmanlar, kabızlık şikâyetlerinin büyük ölçüde basur hastalığının habercisi olduğunun belirtmektedir.

Kişinin tuvaletini yapma esnasında kendini zorlayarak anüs kaslarının kasılmasını sağlaması, kalın bağırsağın Rektum olarak adlandırılan son bölümündeki damar tabakasının zedelenmesine neden olmaktadır. Bu sorun ilerleyen evrelerde görülen hasara bağlı olarak artmakta ve halk arasında basur memesi olarak bilinen doku formlarının oluşmasını sağlamaktadır. İlerleyen evrelerdeki basur hastalığının tedavisi için yakın geleceğe kadar tek uygulama cerrahi müdahale iken, günümüzde gelişen teknoloji sayesinde bu ameliyat lazer ışınları ile yapılabilmektedir. Hastanın basur memeleri üzerine odaklanan lazer ışınları, bu bölgede yüksek bir ısı oluşmasına neden olur. Oluşan yüksek ısı neticesinde kuruyarak büzülen damarlar, basur memesinin küçülmesine neden olmaktadır. Bir nevi basur memelerini yakma işlemi olan lazerle basur ameliyatı, yanan dokunun vücutla kan bağının kesilmesi nedeni ile kurumasını ve kalın bağırsak yüzeyinden ayrılmasını sağlamaktadır.

Ayrıca lazerle basur ameliyatı ardından hastaların dinlenmek için günlerce yatmasını da gerek yoktur. Lazerle basur tedavisi uygulanan hastaların oldukça büyük bir oranı, lazer uygulamasının ardından ayağa kalkarak günlük yaşantısına geri dönebilmektedir. Ancak bu kadar pratik ve hızlı bir uygulama olmasına rağmen hekimler genellikle 1 günlük bir dinlenme süresini tavsiye etmektedir. Bu 1 günlük dinlenmenin nedeni de hastanın ameliyata bağlı olarak duyabileceği ağrılardır.

Her Varikosel Tedavi Edilmeli Mi?

Varikosel hastalığı ile günlük üroloji pratiğinde oldukça sık karşılaşmaktayız. Varikosel gerek testislerin etrafındaki ısıyı artırarak gerekse de tam olarak drene olmayan kirli kandaki toksinlerden dolayı sperm sayısını, hareketlerinivarikosel tedavisi, varikosel belirtileri, varikosel tedavi edilmeli mi ve morfololojisini etkileyebilmektedir. Peki her varikosel tedavi edilmeli midir? Elbette hayır. Genel olarak varikosel varlığında spermiyogram değerlerinde bozulma varsa ve çocuk sahibi olmayı düşünüyorsa hasta, bu durumda operasyon yani varikoselektomi yapmak gereklidir. Varikoseli bulunan hastada sperm değerleri normal bulunuyorsa varikosel ameliyatı gereksizdir. Ayrıca, sadece kasık ağrısı nedeni ile başvuran erkeklerde ağrının kaynağı dikkatli bir şekilde araştırılır ve ameliyattan uzak durulur. Spermiyogram için tavsiyemiz ise güvenilir bir merkezde iki farklı zamanda yapılan sperm testidir. En sık karşılaştığımız sorun ise spermiyogramın güvenilir olmayan bir merkezde yada laboratuarda yapılmasıdır. Unutulmamalıdır ki, spermiyogram testi yapmak idrar analizi yapmak gibi değildir. Varikosel ameliyatının oldukça dikkatli bir biçimde ve optik loop büyüteç veya mikroskopik yöntem ile yapılması gereklidir

Yeme Bozuklukları ve Tedavi Yöntemleri

Anoreksiya nervoza, bulimia ve aşırı yeme arzusu en çok gelişme çağındaki genç kızlarda ve duygusal sorunları olan genç kadınlarda görülür. Sorunun üstesinden gelinebilmesi için profesyonel yardım almak şart olabilir. Ancak, yeme bozukluklarının nedenini anlamak ve aşağıda verilen ipuçlarını takip etmek hastalığın ilerlemesini engelleyebilir ve tıbbi tedaviye destek sağlayabilir.yeme bozukluğu, yeme bozukluğu tedavisi, yeme bozukluğu nasıl tedavi edilir

Yeme bozukluğunun çeşitli türleri vardır; ancak hepsinde yiyeceklerle kişi arasında anormal bir ilişki göze çarpar. Çoğu kez gelişme çağında başlayan anoreksiya nevrozada kişi -genellikle kadın- kendisini genellikle yanlış bir kanıya kapılarak fazla kilolu bulduğu için yemek yemeyi reddeder. Daha çok 15 ve 30 yaşlan arasında görülen bulimiada kişi bazen yemek yedikten sonra kendini kusturur. Aşırı yeme arzusu ise her yaşta görülebilir.

Yeme bozukluğu kişinin kendisi ve aile fertleri için çoğu zaman büyük bir stres yaratır. Yemek, açlığın yanı sıra, bilinçaltındaki duygusal ihtiyaç ve arzuları da tatmin ettiğinden, yeme bozukluğu stres, anksiyete veya depresyona neden olan karşılanmamış ihtiyaçlarla başa çıkma çabasını temsil eder. Yeme bozukluğu bulunan kişiler genellikle ya gergin kişilerdir, kendilerine güvenleri yoktur ve dış dünyayla ilişkileri zayıftır.

Anoreksiya ve bulimia hastalarının bazılarında duygusal sorunların tetiklediği aşın bir kilo alma korkusu bulunur. Yeme bozukluğu olan biri ya çok az yer ve kendini kusturur ya da acı veren duygulardan uzaklaşmak, ona korkunç, karmakarışık veya tehlikeli gözüken yaşamdan kaçmak veya belki de kötü düşünceleri aklından silmek için aşın yer. Anoreksiya hastalarının bazılarında besin eksikliği görülür ve bu onların iştahını daha da azaltır.

Bunu biliyor muydunuz?

Obez olan bir kişide yeme bozukluğu bulunması şart değildir, fakat giderek artan obezite veya kaybedilen kiloları geri alma eğilimi yeme düşkünlüğüne ya da diğer aşırı yeme bozukluklarına delalettir.

Belirtiler

Anoreksiya nervoza: Bu hastalığın belirtileri yeterince yemek yememek, yiyecek çeşitliliğini sınırlamak, ciddi ve hatta yaşamı tehdit eden derecede kilo kaybetmek, huzursuzluk, yorgunluk, güçsüzlük ve saç dökülmesidir. Anoreksiya hasta-lanndan bazılan aşın derecede ve takıntı halinde egzersiz yaparak kilo kaybını daha da artınr.

Bulimia: Bulimianın temel belirtisi aşın yemek yedikten sonra kendini kustumıak veya nıüshil kullanarak yenilenlerin sindirimini ve emilmesini önlemektir. Bu hastalann kilosu normal olabilir.

Devamlı kusma olayı yorgunluğa, dişlerin çürümesine, devamlı bir boğaz ve karın ağrısına, şişkinliğe, sindirim rahatsızlıklarına ve çeşitli metabolizma bozukluklarına neden olur. Aşın müshil almak ise bağırsak kaslarının işlevini bozar ve kronik kabızlık yapar. Ayrıca, sıvı, elektrolit ve besin eksikliğine de yol açabilir.

Aşırı yeme arzusu: Bu hastalığa sahip kişiler genellikle şişman olur ve aç olmadıkları zaman bile bir şeyler yeme arzusu hissederler. Yeme düşkünlüğü, tek bir oturuşta ve genellikle çok kısa bir süre içerisinde muazzam miktarda yemek yemeyi içermektedir. Hasta, yemek yerken kontrolü tamamen kaybeder, hızla yer ancak doyduğunu hissetmez. Yeme düşkünlüğü bulunan bazı kişiler ne yiyeceğini ve neler satın alması gerektiğini planlama işine saatlerini verirler. Ancak, aynı zamanda bu düşkünlüklerinden utanır ve çoğu zaman gizli gizli yerler.

Tedavi

Stres yönetimi: Birçok yeme bozukluğunda stres ve anksiyete büyük bir rol oynadığından, bunlarla başa çıkmanın yollannı bulmak son derece fayda sağlayacaktır. Dummunuzu açıkça anlatabileceğiniz birinden duygusal destek almaya ihtiyacınız vardır. Bazı hastalar günlük tutmak, resim veya heykel yapmak gibi yaratıcı fâaliyetlerin söze döke-medikleri duygulan açığa vurmaya yardımcı olduğunu düşünürler. Aşın yemek yiyorsanız, yeme arzusu bastırdığında, yapabileceğiniz ilginç ve eğlenceli şeylerin bir listesini hazırlayın. Örneğin, ferahlaticı, hoş kokulu bir banyo yapmak, yürüyüşe çıkmak veya bir arkadaşınıza ziyarete gitmek iyi gelebilir.

Çiçek özleri: Kendinize ve bedeninize dair hissettiğiniz olumsuz duygulardan kurtulmak için duygulannızla en çok örtüşen bir veya birden çok bitki özü seçin. Bunlardan içme suyunuza dörder damla damlaün ve günde dört kere, aç karnına için. Aşağıdaki çiçek özleri bilhassa uygun olabilir:

  • Yaban Elması:fiziksel görünümünüzü beğenmiyorsanız.
  • Kaya Suyu:kendinizi çok zorluyorsanız; örneğin, yemek yemeyi reddediyorsanız.

Beslenme: Aşın yeme arzusu duyan kişiler genellikle bol şekerli ve nişastalı yiyecekleri tercih ettiklerinden kan şekeri seviyeleri çok çabuk yükselir. Pankreas buna fazla insülin salgılayarak karşılık verince kan şekeri çok düşer ve daha fazla şekerli veya rafine karbonhidratlı yiyeceklere karşı aşın bir istek oluşur. Bu tür yiyecek tüketiminizi kısıtlamaya çalışın ve aşağıdaki tavsiyeleri uygulayın:

  • Daha fazla lifli besinler tüketin.
  • Günde iki veya üç öğün bol yemek yerine sık aralıklarla az yiyerek kan şekerinizi belirli bir seviyede tutmaya çalışın.
  • Krom bakımından zengin yiyecekler yiyin. Krom kan şekeri seviyesini düzenler.
  • Alkol ve kafeinli içecekler enerjinizi azaltır ve daha fazla yemek yeme isteği uyandırır. Bunları azaltın.
  • Aşırı yeme arzusu uyandıran ve kilonuzdaki değişikliklere neden olan bir besin hassasiyetiniz varsa bunu bulmaya çalışın. Suçlu besini bulmak için yiyecekleri teker teker beslenmenizden çıkararak deneme yapabilirsiniz. Ancak, özellikle çok zayıf olmanız halinde bunu profesyonel birinin yardımıyla yapın.

Vitamin ve mineraller: İştah, hipotalamusda bulunan nörotransmiterler tarafından denetlenir. Bu doğal maddelerin etkinliği ise anksiyete, depresyon ve B vitamini ile çinko eksikliklerinden etkilenen kandaki şeker, yağ asideri ve hormon seviyelerinin etkisi altındadır. Nörotransmiterlerinizin dengesini korumak için aşağıda sayılan besinler bakımından zengin olan yiyecekleri tercih edin (veya bunlan vitamin ve mineral takviyesi alarak sağlayın):

  • B vitamini kompleksi (yağsız et, süt, tam tahıllar, taze sebzeler)
  • Çinko (yağsız et, kümes hayvanlan, kabuklu deniz ürünleri, yumurta sansı, sert kabuklu yemişler, çekirdekler, tam tahıllar, sert peynirler, kök sebzeler)
  • Kalsiyum (süt, peynir, sert kabuklu yemişler, çekirdekler, yeşil yapraklı sebzeler, baklagiller)
  • Magnezyum (kabuklu deniz ürünleri, sert kabuklu yemişler, tam tahıllar, çekirdekler, yeşil yapraklı sebzeler)
  • Manganez (çay, sert kabuklu yemişler, çekirdekler, tam tahıllar, yeşil yapraklı organik sebzeler, ananas, kuru üzüm, yaban mersini)
  • Potasyum (meyve ve sebzeler)
  • Selenyum (balık, tam tahıllar, organik meyve ve sebzeler)

Yoga: Düzenli olarak yoga yapmak gerginliği ve depresyonu azaltır ve duygusal ihtiyaçlarınızı yemek yeme dışında başka bir uğraşla karşılamanızda size yardımcı olur. Yoga şu şekilde fayda sağlar:

  • Kendinizi kontrol etmenizi sağlayarak arzularınızı anında veya sağlıksız bir şekilde tatmin etme isteğinize hâkim olmanızı sağlar.
  • Gevşemenize yardımcı olur.
  • Yaşamınıza hâkim olduğunuz hissi uyandırarak anormal yemek yeme ihtiyacına alternatif oluşturur.

Duygu eğitimi: Bu teknik, olumlu düşünmeyi ve etrafinızda yiyecekler olduğunda derhal yemeğe başlama arzusunu kontrol etmeyi öğretir ve böylece kendinizi suçlu hissetmemenizi sağlar. Bir yiyeceğe karşı aşın arzu duyduğunuzda kendi kendinize şöyle deyin: “Yiyeceğim, ama niye acele edeyim? Yavaşla, rahatla; bu yiyecekten keyif al.” Sonra beş kez derin nefes alın ve yavaş yavaş, her lokmanın tadını çıkararak yemeye başlayın.

Diğer tedavi yöntemleri: Doktorunuzdan sizi, yeme bozuklukları konusunda uzman olan bir psikiyatr veya psikoterapiste yönlendirmesini isteyin. Bir diyetisyen bu sorunla mücadele etmek için nasıl yemeniz gerektiğini ve dengeli bir beslenmenin yollarını öğretir.

Ne Zaman Tıbbi Yardım Gerekir?

  • Dört haftadan uzun bir süredir yeme düzeniniz olağanın dışında seyrediyorsa.
  • Olağanüstü derecede şişmanlıyor veya zayıflıyorsanız.
  • Gereksiz yere müshil, idrar söktürücü veya kusturucu ilaçlar kullanıyorsanız.

Acil Durum

  • Bulimia olur veya hiç yemek yememeye başlarsanız.

Miyom Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir?

Miyon iyi huylu davranan bir rahim tümörüdür. Kas ve lif dokularının anormal bir şekilde bir araya toplanıp rahim duvarında yavaş yavaş büyümesiyle oluşur. Rahimde tek bir veya birkaç miyom bulunabilir. Büyükçe olmayan miyomlar genellikle herhangi bir belirti göstermez ve sağlık açısından fazla ciddi bir risk oluşturmaz.miyom nedir, miyom belirtileri, miyom tedavisi nasıl yapılır

Batı ülkelerinde dört kadından birinde miyom bulunur. Miyomlara en çok 35 yaşın üstünde olan çocuksuz kadınlarda ve menopoz öncesi rastlanır. Miyomun nedenleri bilinmemektedir: ancak östrojen hormonuna karşı vücudun gösterdiği olağandışı tepkiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir. Östrojen hormonu miyomlann büyümesini teşvik ettiği için, östrojen seviyelerinin yükseldiği hamilelik sürecinde miyomlar daha büyük bir sorun yaratabilir. Ostrojeni yağ hücreleri üretir ve muhtemelen bu nedenle aşırı kilolu kadınlarda miyom daha çok görülür. Östrojen ile miyom arasındaki ilişkinin diğer bir işareti de, menopoz döneminde hormon tedavisi (HT) uygulanmayan kadınlarda östrojenin azalmasıyla birlikte miyomlann küçülüp yok olmasıdır. Miyomlann ameliyada alınması, ancak ciddi semptomlar karşısında ve diğer tedavi yöntemlerinin işe yaramaması halinde gerekli olur.

Korunma

Kilonuzu tavsiye edilen sınırlar içinde tutun. Doymuş yağlar ve hayvansal amino asitler içeren yiyeceklerden daha az tüketin. Bunların yerine, bitkisel protein ve lif içeren yiyecekleri tercih edin. Böyle bir beslenme biçimi östrojen seviyesini düşürerek miyom oluşumunu zorlaştırabilir.

Miyomunuz var mı?

Miyomlar ancak fiziksel muayene ile anlaşılır ve bir sorun yaratmadığı sürece herhangi bir tedavi gerektirmez.

Miyom büyürse rahmin duvarını aşındırır ve âdet döneminin uzamasına, aşırı kan kaybına ya da ara kanamalara neden olur. Aylar boyunca aşırı kan kaybetmek kansızlığa neden olur ve bu da kendinizi yorgun hissetmenize ve nefes darlığına yol açar.

Miyomun diğer belirtileri arasında şunlar sayılabilir

Şiddetli karın ağrısı, âdet döneminde belde ve kasıklarda sızlama ya da rahatsızlık veren bir basınç.

Kabızlık ya da normalden daha sık idrara çıkmak (miyom bağırsaklar ya da idrar torbası üzerine basınç yapabilir).

Âdet kanamasının çok az olması (rahim çıkışındaki büyük bir miyom kanın akışını engelleyebilir)

Cinsel ilişki sırasında ağrı.

Tedavi (Doğal Yöntemler & Bitkisel Çözümler)

Aromaterapi

Karın bölgesine uygulanacak yumuşak bir masaj ağrı ve gerginliği dindirebilir. Masaj için kullanacağınız yağ karışımını, bir çorba kaşığı tadı badem yağı veya soğuk baskı bir bitkisel yağın içine dörder damla adaçayı ve lavanta yağı ile iki damla gerçek melisa ya da İsparta gülü yağı ekleyerek hazırlayın.

Karın veya bel ağnsmı gidermek için, bir tas sıcak suya dörder damla adaçayı ve mercanköşk yağı ile üç damla rumi papatya yağı katın. Bununla ağnlı bölgeye ılık kompres yapın. Hamileliğin ilk 20 haftasında adaçayı kullanmayın.

Egzersiz: Miyom âdet sırasında sancı veya çok kanamaya neden olursa fâzla hareket etmek istemeyebilirsiniz. Ancak, ayın diğer günlerinde yapacağınız egzersiz rahimde dolaşımı hareketlendireceğinden miyomun ağrı yapmasını önleyebilir.

Bitkisel ilaçlar:

Miyomunuz âdet döneminde çok kan kaybına neden olursa, kasık otu, beth root (Trillium erectum), hayıt meyvesi ve ahududu yapraklarından hazırlayacağınız çaydan veya bu karışımın tentüründen 15 damla damlattığınız sudan günde iki kez için. Bunun yanı sıra, çorba, güveç ve salatalara bol C vitamini ve demir içeren ısırgan otu katabilir ya da günde iki bardak ısırgan çayı içebilirsiniz.

Ağrılı ve pıhtı halinde kan gelen ağır âdet kanamaları olursa, yanda resmini gördüğünüz bitkilerle hazırlayacağınız çaydan veya bu karışımın tentüründen 15 damla damlattığınız sudan günde iki kez için.

Ne Zaman Tıbbi Yardım Gerekir?

Aşırı derecede yorgunluk veya halsizlik hissederseniz.

Âdetleriniz düzensiz ya da sorunlu ise.

Jinekolojik muayeneden geçme zamanınız gelmişse miyomun habis olmadığından emin olmak için.

Acil Durum

Daha önce yaşamadığınız şiddette bir ağrı olursa.

ÇOK EŞLİLİĞİN GETİRDĞİ SAĞLIK SORUNLARI

BEL SOĞUKLUĞU : Sık sık idrara çıkma, idrar yaparken ağrı, akıntı gibi belirtileri vardır. Bakteri kaynaklı, cinsel yolla ,kolay bulaşabilen bir hastalıktır. Kadınlar, daha çok, taşıyıcı konumundadır. Erkekte, klinik belirtiler daha şiddetlidir. Sadece oral ilişki ve anal ilişki etkinliği olan kişilerde hastalığın hiçbir klinik belirtisi olamayabilir. Bu kişilerde anal bölgede büyük tuvalet sırasında, ağrı, yanma şikayetleri olur. Hastalığın gözlerde yayılması ile gözde hafif iltihabi durum oluşur. Hastalık cinsel eşlerin muayenesi ve her ikisine de tedavi verilmesi ile iyileşir. Hastalık tamamen iyileşmeden partnerlerin ilişkide bulunmaması şarttır. ( Bkz. Cilt hastalıkları linki- Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusu )

FRENGİ : Bakteri kaynaklı bir hastalıktır. Frengi,16.yy.’ın başlangıcında Avrupa’da yapmış olduğu salgın nedeni ile tanınmıştır. Daha çok hastalığın Amerika’dan Avrupa’ya, Christophe Colombe’un gemisinin İspanya’ya dönüşü sonrasında yayıldığı kanısı vardır. İspanya’ya dönen gemiciler hastalığın İspanyol kadınlarına, sonra da askerlere geçmesine neden olmuşlardır. Hastalık daha sonra İsviçre,Almanya gibi diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Ayrıca Portekiz gemicileri hastalığı başka ülkelere yaymışlardır ( Çin, Hindistan, Japonya ). Türkiye’de frenginin, hangi tarihte ortaya çıktığı kesin olarak bilinmemektedir.Türkiye’de frenginin yaygın olarak yayılmaya başlaması Kırım savaşından sonradır.

Hastalık genital bölgede, anüs dil ve dudaklarda ağrısız yaralarla başlar. Kasıkta lenf bezlerinde büyüme olur. Sonraki safhalarda; vücutta (ayak tabanı,el ayası ) döküntüler, ateş, baş ağrısı, kemik, eklem ağrısı ortaya çıkar. Mikrop vücuda daha çok cinsel ilişki yoluyla ciltteki sıyrık ve çatlaklardan girer. Ayrıca hamile kadından bebeğe ve kandan da bulaşır. Frenginin belirti vermediği bir ara dönemi vardır. Bu klinik belirti vermediği dönemde,teşhis kan testiyle olur.

Frengi tedavisi iyi yapılmamışsa yeniden ortaya çıkar. Tedavi olmamış hastalarda hastalık vücudu sarar.Kemikler, kalp, beyin gibi iç organlar etkilenir. Hastalık erken teşhis edilirse bütünüyle iyileşir. Ancak tedavi edilemez ise yıllarla ölüme varan sonu vardır. Hamile anneden bebeğe geçtiğinde, sakat doğumlar yada ölümler olur. İlk ve ikinci safhada hastalık, tedavi edilir ve kan testleri ile hastalığın evreleri kontrol edilirse bile hastaların bu dönemlerde, cinsel ilişkiye girmeleri bulaştırıcılık yönünden tavsiye edilmez. Kan testleri 1 yıl boyunca aralıklarla tekrar edilmelidir. ( Bkz.Cilt hastalıkları linki-Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusu )

VİRÜTİK SİĞİLLER : Zührevi siğiller cinsel yolla,virüs yoluyla bulaşır. Hamile ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişilere bulaşma riski daha yüksektir. Kadınlarda sıklıkla ; genital dudaklarda, rahim ağzında, anüs civarında, erkeklerde sıklıkla ; penis,skrotum ve anüs civarında görülür. Zührevi siğillerden acısız ve en modern şekilde arınma tekniği Kryotherapie’dir ( Bkz. Dermatolojik müdahaleler linki-Kryoterapi konusu ). Ard arda yapılan seanslar ile hasta siğillerden kurtulabilmektedir. Tedavide dikkat edilecek husus çiftlerin her ikisine de Kryotherapie uygulanmasında yatmaktadır.

Siğillerin deriden bu tedavi ile uzaklaşmasına rağmen, kadın hastalar için rahim ağzı kanseri yönünde her altı ay yada yılda bir kere Pap-smear testi şart koşulmalıdır ( Bkz. Ana sayfa-Rahim ağzı kanseri aşısı konusu ).

GENİTAL UÇUK : Virüs kaynaklı bulaşır. Erkeklerde ilk belirtiler ; peniste skrotumda, anüste, bacaklarda acı ve kaşıntı ile başlar. Su toplamış görüntüde yaralar, sonradan açık yaralar haline dönüşür. Kadınlarda ilk belirtiler ; genital üçgen bölge, genital iç dış dudaklar, rahim ağzı girişinde su toplayan, ağrılı yaralarla ortaya çıkar. Kasıklarda lenf bezlerinde şişmeler olabilir.Tedavide kullanılan ilaçlara rağmen çoğu zaman nüksler olur ( Bkz.Cilt hastalıkları linki-Uçuk konusu ).

AIDS : Bağışıklık sistemimizi altüst eden cinsel yol, kan, kan ürünleri, hamile anneden bebeğe geçebilen hastalıkta, ilk belirtiler ; lenf bezlerinin şişmesi, hafif seyreden ateş, yorgunluk, kilo kaybı, terleme, ağız içinde ve ciltte çıkan farklı yaralardır. AIDS hastaları, HIV virüsünün vücuda girmesinden, 8-10 yıl kadar sonrasında, sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. Kan testleri ile teşhis konur. Tedavisi hala kesin olmayan bu hastalıkta, hastanın yaşam kalitesini arttırıcı ve bağışıklık sisteminin düşmesi nedeniyle ortaya çıkan, fırsatçı enfeksiyonları sınırlayıcı yönde tedbirler alınmaktadır.

Kol Şişmesi Nedir Ve Neden Olur?

 

Kol Şişmesi Nedir?

İnsan vücudunda en çok kullanılan organlardan birisi olan kollarda meydana gelebilen pek çok rahatsızlık bulunmaktadır. Bu rahatsızlıklardan birisi de kol şişmesi olmaktadır. Kol şişmesi sıklıkla rastlanılan rahatsızlıklardan birisi olmaması ve ender görülmemesi yüzünden; toplumun bu rahatsızlık ile ilgili bilgisi oldukça azdır. Sanılanın aksine oldukça ciddi bir sorun olan kol şişmesi, kimi zamanlarda sadece tek kol üzerinde kimi zamanlarda her iki kolda da meydana gelebilmektedir.

Bu rahatsızlık aynı zamanda kolun belli bir bölgesinde kendisini gösterebildiği gibi tüm kol üzerinde de görülmesi mümkündür. Genellik ile ortopedik sorunlar nedeni ile meydana gelen kol şişmesi aynı zamanda toplardamar ve atar damarlarda ortaya çıkan pıhtılaşma sonucunda da oluşur. Özellikle bu rahatsızlıkta hasta hızlı bir şekilde sağlık kuruluşlarına müracaat etmeli ve sorunun kaynağı öğrenildikten sonra doktor kontrolünde tedavilere başlanmalıdır.

Kol Şişmesi Neden Dolayı Meydana Gelir?

Kol şişmeleri vücutta ki pek çok farklı nedenden dolayı oluşabilmektedir. Bunun yanı sıra oldukça farklı bir rahatsızlık türü olan kol şişmesinde bazı hastalarda; rahatsızlığın sebebi dahi tespit edilememektedir. Fakat genellikle kol şişmesinin oluşması;

* Sigara, alkol ve madde bağımlılığı,

* Düzensiz beslenme ve hareketsiz yaşama,

* Her hangi bir bölgede yaşanan romatizma ve kireçlenme sorunları,

* Psikolojik rahatsızlıklar ve yoğun hayat temposu,

* Sinir ve kasların tahrip olması veya zedelenmesi,

* Enfeksiyon ve bakteri oluşumları,

* Kan akışı bozuklukları ve damar rahatsızlıkları,

nedenlerinden dolayı meydana gelmektedir. Özellikle bayanlarda görülen bu rahatsızlığın kendisini en çok gösterdiği yaş aralıkları 21 ile 45 yaş olmaktadır. Bu anlamda kol şişmesi rahatsızlığı ile sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların büyük çoğunluğunda; kollar üzerinde yoğun baskı olması nedeni ile oluşan ödemler, kas yırtılmaları veya sinir zedelenmeleri, çeşitli yaralar sonucunda kola yayılan enfeksiyon ve bakteriler bu rahatsızlığın oluşumunda neden olan faktörler arasında yer almıştır.

Genellikle damar bölgelerinin en belirgin olduğu ve dirsek bölgesinde meydana gelen kol şişlikleri; yoğun ağrılara, kolda morarma ve kızarıklıklara neden olmaktadır. Aynı zamanda zamanla büyüyen ve kolun işlevini engelleyen şişlik sayesinde teşhisi kolaylıkla yapılabilmektedir.

Porselen Diş Dolgusu

Porselen Diş Dolgusu

Anından da anlaşıldığı üzere porselen ham maddesinden yapılan estetik dolgu türüdür. Dişlerde başta çürüme ve kırılmadan dolayı dişin bir miktarının kaybedilmesi durumunda onu tamamlamak için kullanılan dolgu malzemeleri arasında yer alır.

Porselen dolgu porselen kaplama değildir !
Herkes porselen dolgu dediğinde porselen kaplama aklına geliyor. Maalesef durum bu. Ama bilmenizi isteriz ki porselen kaplama ayrı, porselen diş dolgusu aynı bir şeydir. Porselen diş dolguları sadece bir veya birkaç diş için ölçüsü alınıp hazırlatılan ve sonra hastanın dişlerine yapıştırılan bir maddedir. Yani dişlerde bir kesilme ihtiyacı olmaz. Dişlerinize dokunulmaz. Dişte en fazla çürük var ise, o bölge çürüklerden temizlenecek kadar dişinizde eksilme olacaktır.

Estetik porselen dolgu nasıl yapılır
Porselen dolguya karar verildikten sonra dişteki çürük temizlenir. Kırılma var ise de bir düzenleme yapılması gerekebilir. Bunun ardından dişin mutlak ölçüsü alınır. Bu alınan ölçüye göre laboratuar da bu ölçüye göre porselen dolgu hazırlanır. Bu ölçü ile yapılan porselen dolgu iyi bir hijyen ve en kaliteli yapıştırıcı ajanlar ile dişin eksik olan kısmına yapıştırılır.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus dişi iyi temizlenip yapıştırmaktır. Eğer iyi yapıştıramaz isek, dolgu düşebilir. Burada hekimin titizliği ve bu işte ki pratikliği devreye girer. İyi bir çalışma ile porselen dolgu dişe yapıştırılır. Ömrü 5-10 yıl gibi uzun bir aralıkta değişiklik gösterir.

Porselen diş dolgusunun avantajları
Porselen diş dolgusu kompozit dolgulara göre biraz daha kuvvete karşı dayanıklı diyebiliriz. Ama iyi yapıştırılmış bir porselen diş için tabi ki… Bunun yapından kendi öz dişlerinizi iyi taklit etme özelliği de vardır. Bu yüzden doğal bir diş dolgusu diyebiliriz.

Işığı geçirmesi ve diğer insanlar tarafından fark edilmez olması bu dolgunun tercih sebepleri arasında yer alır. Her iki dolgu türü de aşa yukarı aynı sonucu verir. Tamamen tercihler ve dişteki travmaya göre tedavi şekli belirlenir. Burada hastanın istekleri de çok önemlidir. Estetik porselen diş dolgusu için iki kere doktorunuzu ziyaret etmeniz gerekir. Birinci gidişinizde ölçü alınması ve dişlerin temizliği, 2. gidişinizde ise hazırlanan porselen dolgunun yapıştırılması yapılır.

Porselen dolgu hangi durumda uygulanır
Porselen dolgular çürümeden dolayı azalan dişi tamamlamak için kullanılır. Aynı zamanda dişte fiziksel çarpmalardan dolayı kırılmalar meydana gelebiliyor. Bu durumda da porselen diş dolgusu yapılabilir. Aynı şekilde estetik bir gülüş elde etmek için de bu dolgu türü sıklıkla kullanılır.

Porselen dolgular çürür mü
Porselen dolgular ilerleyen yıllarda porselen oldukları için çürümez. Bu porselen maddenin özelliğidir. Aynı zamanda yediklerinizden ve içtikleriniz den kalan artıklar dolgunun üzerine yapışmaz. Bu sayede ağız içi hijyenine yardımcı olurlar. Porselen dolgu renk değiştirmesi çok zordur. Bu yüzden düzgün fırçalama ve bakım ile diş dolgusunu uzun yıllar kullanabilirsiniz.

Porselen dolgu fiyatları
Porselen dolgular dışarıda laboratuar ortamında yaptırılır. Klinikte uygulanan dolgular gibi değildir. Maliyet açısından biraz farklılık gösterebilir. Ama doktorlar bunu fiyatlara yansıtmak istemezler. Her durumda verdiğiniz ücret aldığınız hizmete ve ağız içi hijyeniniz için bizce devede kulak kadardır.

Sgk Zirkonyum Diş Kaplaması

Sgk Zirkonyum Diş Kaplaması
Birçok kaplama türü mevcuttur. Porselen kaplamalar, metal kron köprülü kaplamalar vb. Ancak, hiçbir kaplama, zirkonyum kaplamalar kadar kaliteli değildir. Zirkonyum kaplamalar, esnek ve dayanıklı yapısı, ısı geçirimine olanak tanımaması, hoş ve estetik görünmesi ile doğal dişlere en yakın kaplamalar olması sebebi ile, en kaliteli kaplamalar sınıfındadır.Zirkonyum uygulamlarının bu denli kaliteli olması, sgk zirkonyum kaplama diş kavramını ne yazık ki gölgelemektedir. Alanında uzman diş hekimleri taradından gerçekten çok iyi kliniklerde laboratuarda üretilen zirkonyum kaplamalarının ucuz olması da pek beklenemez açıkcası. Ayrıca, metal kron körüler ile oluşturulan kaplamaların sağlayamadığı pek çok avantajı, zirkonyum kaplamalar sağlaması şöyle dursun, metal kaplamaların sebep olduğu kötü görünüş de zirkonyum kaplamalarda gölgelenmektedir. Zirkonyum elementini ele aldığımızda bu elementin, diş minesinin beyazlığına benzer bir beyazlıkta olduğundan söz edebiliriz. Ayrıca, doğal oksitleme işlemleri ile de zirkonyum kaplamanızın beyazlığı ile oynanmamta, böylelikle zirkonyum kaplamalarınız orijinal dişleriniz ile aynı seviyede beyazlık değerine getiriliyor ve kimse sizde kaplamalı diş olduğunu fark etmiyor. Zirkonyumun geçtiği bu aşamaları da göz önünü aldığımızda, ucuz zirkonyum diş kaplama kalıbının ne kadar yersiz olduğunu bir kez daha görmekteyiz.

Kaliteyi ezelden beri ucuza mal etmek mümkün değildi. Bu gerçek ne yazık ki teknolojik gelişmelerde de değişmiyor. En son çıkan bir teknoloji harikası telefonu, ucuza almaya kalksanız o telefon ya çin malı çıkar ya da herhangi bir arızası. Teşhibte hata olmaz, aynı kıyası sağlık teknolojisi için yapmamız mümkün. Sağlık alanında temin edeceğiniz teknoloji ne kadar gelişmiş se ödeyeceğiniz maaliyette o kadar artmaktadır. Bunu ucuza temin etmeye kalkmanız, ne yazık ki kullanışsız bir telefon gibi çöpe atabileceğiniz bir ürüne sahip olmanıza neden olmuyor, doğrudan sağlığınızı etkileyebiliyor. Sağlık sektöründe, yapacağınız hatalar yukarıda da söz ettiğimiz gibi doğrudan sağlığınızı etkilemesi sebebi ile, bu alanda kumar oynama şansınız pek yoktur. Bu yüzden kaliteli teknolojinin en üst dalgası olan, zirkonyum kapalamalar için, SGK zirkonyum kaplama diye bir şey de dolaylı olarak yoktur.

İnsanların pek çoğu zirkonyumun avantajlarının farkına vardıklarında bu teknolojiyi, ucuza mal etmenin yersiz olduğunu anlayacaktır. Gelin yazımızın devam eden kısmında sizlere zirkonyum teknolojisinin avantajlarından söz edelim. Zirkonyum kaplamalar, yukarıda da söz ettiğimiz gibi emsallerinden oldukça farklı kaplamalardır. Zirkon metali, diş etine dost yapıda bir metaldir. Ancak, diş eti rahatsızlıkları olanlara doğrudan bu tedavi yöntemi uygulanmaz. Öncelikli olarak, diş eti rahatsızlığı giderilir, ardından zirkonyum tedavisi uygulanır. Yapılan araştırmalarda görülmüştür ki, zirkonyum metali diş ve diş etlerinize dost, diş eti sağlığı için yararlı bir metaldir.Zirkonyum kaplamalarının avantajları bunlarla da sınırlı değildir. Güçlü zirkon metali, esner özelliktedir. Tıpkı doğal dişleriniz gibi basınç dayanımlarını esneme özelliği ile absorbe ederek, maksimum dayanım sağlamaktadır. Zirkonyumun avatajlarından bahsedip, ısı yalıtım özelliğinden de söz etmemek olmak. Zirkon köprüler ile kaplamalar güçlü, ısı yalıtım özelliğine sahiptir. Tıpkı doğal bir termostat gibi dişlerinizi sıcaktan ve soğuktan korumaktadır. Bu bakımdan özellikle, sıcak-soğuk farkı diş hassasiyeti olan bireyler bu teknolojiyi tercih eder. Ancak, hangimiz kışın dondurucu soğugunda ağzımızı açtığımızda, dişlerimizde ağrıyı hissetmemişizdir ki?

Tüm bu özellikleri ile, zirkonyumu ucuza mal etmek diye bir tabir ne yazık ki olası değildir. Edebiliyorsanız, bile etmeyin! Zirkonyum uygulamaları hassas tıbbi yetenekler isteyen uygulamalardır. Bu sebepten ötürü, ağzınızı ne yaptığını bilmeyen diş hekimlerine açarsanız, zararlı siz çıkarsınız. Ne yaptığını bilen diş hekimleri de kalitelidir ve bu uygulamaları ucuza yapmamaktadır.

Çocuklarda Kekemelik Tedavisi

Çocuklarda Kekemelik Tedavisi

Kekemelik sorunu küçük yaşlardan itibaren başlayan ve insanların toplum içerisinde iletişim kurarken büyük zorluklar yaşamasına neden olan bir problemdir. Kekemeliği konuşma kabiliyetinin, zamanlama ve akıcılıktan yoksun olması sorunudur. Kekemelik çok büyük bir oranda 2-5 yaş arasında, çocuğun çevresel faktörlerden etkilenmesi ile oluşmaktadır. Çocuklarda kekemelik ile ilgili sorunların en büyük nedeni, ailelerinin çocuğa karşı olan tutumudur. Çocuk kekemelik sorunu yaşamaya başladığı anda her ihtimale karşı, uzman bir hekime danışılması da gerekmektedir. Çocuk kekemelik nedenleri arasında fiziksel bozukluklar her ne kadar çok küçük bir oranda da olsa da, yine de hekim muayenesi ile çocuğun fiziksel anlamda bir kusuru olup olmadığı araştırılmalıdır.
Kekemelik nasıl düzelir sorusu, tüm kekemelik sorunu yaşadığı için insanlar ile rahat iletişim kuramayan kişilerin en çok yanıtını aradığı sorudur. Çocuklarda kekemelik nörolojik sorunlardan da görülebilmektedir ancak bu ihtimal en düşük olasılıktır. Bazı çocuklarda kekemelik sorunu ağız yapısından da kaynaklanan fizyolojik bozukluklar nedeni ile gelişebilir. Ancak çocuklarda kekemelik sorunun en büyük nedeni; çocuğun yetiştirildiği ortamda stres olması, konuşurken kaygı içerisinde bulunması, anne babanın çocuktan büyük beklentilerinin olması ve çocuğun konuşması ile dalga geçilerek özgüvenini kaybetmesinin sağlanmasıdır. Bu açıdan çocuklarda kekemelik sorunu oluşmasının bir numaralı nedeni, ailenin çocuk üzerindeki yanlış tutumudur.
Çocuk kekemelik sorunun sadece stres içerisine girdiği ortamlarda yaşamaktadır. Bu nedenle çocuklarda kekemelik cansız eşyalar ile oyun oynarken ya da şarkı söylerken görülmemektedir. Birçok kekeme çocuk, evcil hayvanları severken onlarla son derece akıcı bir şekilde konuşabilmektedir. Bu durum evcil hayvanın kendisini eleştirmeyeceğini bilmesinden kaynaklanır ve bu nedenle herhangi bir kaygı duymayan çocuk çok rahat bir şekilde konuşabilir.
Çocuklarda kekemelik nasıl düzelir sorusunun cevabı, çocuğa yaklaşım tutumunun değiştirilmesidir. Çocuklarda kekemelik doğru yaklaşım ve sabır ile ergenlik döneminde tamamen tedavi edilmiş olan bir sorun haline gelebilir. Çocuk kekemelik sorunu yaşadığında yakın çevresinin sözlerini kesmemesi ve onunla dalga geçmemesi de, kekemelik nasıl düzelir soru ile doğrudan ilgilidir. Böylece çocuk kekemelik sorununu kısa süre içerisinde yenebilir.