Böbrek Sağlığını Korumanın 8 Yolu

Dünya böbrek günü

Mart ayının ikinci Perşembe günü, çeşitli uluslararası platformlar tarafından Dünya Böbrek Günü olarak kabul edilmektedir. Böbrek sağlığı konusunda halkı bilinçlendirmek için her yıl çeşitli kuruluşlar kurulmaktadır. Toplumda en sık görülen hastalıklar arasında yer alan diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıklar böbrek sorunlarına neden olur. Aşırı tuz alımı ve sigara içmek de böbreklere zarar verir. Böbrek Koruması için 8 Altın Kuralı okumak faydalı olacaktır.böbrek sağlığını koruma, böbrek sağlığı nasıl korunur, böbrek sağlığı için yapılması gerekenler

Böbreklerinizi korumak için ne yapabilirsiniz?

1- Hareketli olun; Vücudunuzu formda tutmak ve kilo vermek için yürüyüş, koşu ve bisiklete binme gibi düzenli egzersiz yapın. Böylelikle şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gibi hastalıkların böbreklerinize verebileceği zararı önleyebilir veya azaltabilirsiniz.

2- Kan şekerinizi düzenli olarak kontrol edin; Diyabet, kronik böbrek hastalığının önde gelen nedenlerinden biridir. Doğru ilaçlar, diyet ve egzersiz programları ile kan şekerinizi ve tansiyonunuzu normal sınırlar içinde tutarak böbreklerinizi şeker hastalığının olumsuz etkilerinden koruyabilirsiniz. Diyabet geliştirme riskiniz varsa (aşırı kilolu, düşük hareketlilik, ailesel diyabet, vb.), Kan şekerinizi yılda bir kez ölçün.

3- Kan basıncınıza dikkat edin; Diyabetik hastalarda sadece yüksek kan şekeri seviyeleri değil, hemen hemen tüm hastalarda bulunan yüksek tansiyon (hipertansiyon) böbrek hasarında önemli rol oynar. Kan basıncı normal sınırlara ulaşan hastalarda tuz alımının kısıtlanması, kilo verilmesi, egzersiz yapılması ve uygun ilaçların alınması böbrek hasarının gelişmesini engelleyebilir ve böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatabilir.

4- Sağlıklı beslenin ve normal kilolu olun; Sağlıklı bir diyet yemek, kronik böbrek hastalığının ilerlemesini engelleyebilir. İyi beslenmek için önce günlük tuz alımınızı azaltın. Özellikle taze yiyecekleri tercih edin ve konserve yiyecekleri durulamadan tüketmeyin.

5- Bol sıvı tüketin; Doktorunuz aksini önermedikçe, günde 1,5–2 litre su içmek kronik böbrek hastalığına yakalanma riskinizi azaltır.

6- Sigara içmeyin; Sigara içmek böbreklere giden kan akışının azalmasına neden olur. Kan akışının azalmasının bir sonucu olarak, böbrekler yeterince iyi filtre edemezler ve vücutta atık birikir. Ayrıca sigara içenler böbrek kanseri riskini yüzde 50 artırıyor.

7- Ayrım gözetmeyen ilaçlar kullanmayın; Reçetesiz satılan ilaçların çoğu ağrı kesicidir. Bu ilaçlar bazen doza ve ne zaman kullanıldıklarına, bazen de doza bağlı olarak böbrek hasarına neden olabilir.

8- Böbrek fonksiyonunu yılda bir kontrol edin; Diyabet, hipertansiyon, aşırı kilolu ve ailede böbrek yetmezliği öyküsü olan kişiler bir doktora görünmeli ve böbrek fonksiyonlarını yılda bir kez kontrol ettirmelidir.

Hiper Tansiyona Dikkat Edin

İnmeye neden olan hipertansiyon

Hipertansiyonun muhtemelen en tehlikeli sonuçlarından biri felçtir. Hipertansiyonu olan kişilerde inme riski, olmayanlara göre 4-5 kat daha yüksektir. 65 yaş üstü hipertansif hastalarda iki yıl sonra inme riski yüzde 15-16 civarında iken, aynı yaş grubundaki hipertansiyonu olmayan kişilerde bu oran yüzde 3-4 civarındadır.hiper tansiyon nedenleri, hiper tansiyon sonuçları, hipertansiyon ve felç

Hipertansiyon üç şekilde felce neden olabilir:

  • Beynin küçük damarlarının hastalığına neden olmak, küçük arterleri tıkamak,
  • Zamanla beyin damarlarında zayıf noktalar ve anevrizmalar oluşturarak bunların yırtılması sonucu kanamaya neden olması,
  • Beyne giden damarların aterosklerozuna neden olarak, ateroskleroz plaklarında pıhtı oluşumu, dolayısıyla ya atardamarların tıkanması ya da beyne giren bir pıhtı.

Hipertansiyona bağlı geçici tıkanmaya dikkat.

Hipertansiyona bağlı damar tıkanıklığı yaşa ve tıkanma derecesine bağlı olarak inme riskini artırabilir. Zaman zaman geçici tıkanmalar meydana gelebilir, ancak felç semptomları gözlense de bu semptomlar yarım saat ile bir saat arasında kaybolur. Bunun geçici olması, önemsiz olduğu anlamına gelmez. Normal bir inmede ciddi bir durum olarak kabul edilir. Bazı durumlarda, uca yakın noktada damar tamamen tıkanmış olabilir. Bu tür bir engel, kendini ayağın bulanık kasılması ve uyuşması şeklinde gösterebileceği gibi, sadece elin eliyle tutulması ve yüzü çarpıtması gibi belirtiler şeklinde de ortaya çıkabilir. Bazen bu olaylar başka nedenlerden kaynaklanıyormuş gibi algılanabilir, yani kişi felç geçirdiğini anlamayabilir. Daha ciddi durumlarda, sola veya sağa hareket tamamen kaybolabilir. Sonuç olarak, hasta yatalak hale gelebilir veya hatta ölebilir. Bununla birlikte, hipertansiyonun neden olduğu tıkayıcı inme genellikle ölümcül değildir. Beyindeki büyük kan damarlarının tıkanması, felçten ölüm riskini artırır. Bu ölümle sonuçlanmasa da çoğu inme hastası daha sonra çalışamaz ve sosyal hayatla bağını kaybedebilir.

Hipertansiyonun Sonuçları

Hipertansiyon, beyindeki kan damarlarının bozulmasına neden olur. Zayıf noktaların ve mikroanevrizmaların kopması sonucu kanama meydana gelir. Belirtiler kanama miktarına göre değişir. Bu kanama bazen ölümle sonuçlanacak kadar büyük olabilir. Ancak kanamanın şiddeti ile kan basıncı seviyesi arasında bir ilişki kurmak her zaman mümkün olmamaktadır.

İnme sırasında kan basıncınızı düşürmeyin.

Hipertansiyona bağlı inme riski hipertansiyonun seviyesi ile değil, süresi ile doğrudan ilişkilidir. Kan basıncında ani bir yükselme, kanamaya veya tıkayıcı felce neden olmaz. Elbette hipertansiyon seviyesi önemlidir. Bununla birlikte, inmenin nedeni yüksek tansiyon değil, damarların yıpranmasıdır. İnme geçirmiş kişilerde kan basıncı asla düşürülmemelidir. Çünkü tansiyonu düşürmeye çalışıyor; Beyindeki kan dolaşımını bozar, beyinden geçen kan hacmini azaltır, bunun sonucunda damarın ulaştığı bölgedeki hücrelerin beslenmesi daha da kesintiye uğrar ve enfarktüs bölgesi genişler. Sonunda; Bozulmuş el hareketi veya ayağa hafif basma ile üstesinden gelinebilecek bir şok, yatak bağımlılığına neden olabilir.

İnme sırasında ne yapılmalı

Halk arasında yaygın olarak bilindiği gibi, felçli bir hastanın sarımsak yutmasına, limon suyu içmesine ve başına soğuk su dökmesine izin vermemelisiniz. Tansiyon ilaçları asla verilmemeli ve tansiyonu düşürmek için hiçbir çaba gösterilmemelidir. Böyle bir acil durumda hastaya verilebilecek en büyük hizmet, onu derhal en yakın sağlık kuruluşuna götürmektir. Peki yapabileceğimiz başka bir şey var mı? Tabii ki var; felçten koruyun. İlk adım hipertansiyonun farkında olmaktır. Türkiye’de hipertansiyonu olan her üç kişiden biri hipertansiyon hastası olduğunu bilmiyor. Türkiye’nin yüksek tansiyon ilaçlarının alındığı bölgelerde, tedavi gören hastaların yüzde 87’si hiçbir zaman hedef tansiyon seviyelerine ulaşmıyor. Yani tedavi edilenlerin sadece yüzde 13’ü bu tedavide başarılı oluyor.

Burun estetiği nasıl yapılır?

Rinoplasti, kemiği, kıkırdağı, deri tabakasını veya üçünü gerektiği gibi yeniden şekillendirebilir. Burun estetiği ameliyatı planlarken cerrah kişinin yüzünün diğer özelliklerini, burundaki deriyi ve kişinin neyi değiştirmek istediğini dikkate alacaktır. Burun ameliyatı için uygun görülen adaylar için kişiye özel bir plan geliştirecek. Tüm büyük ameliyatlar gibi rinoplasti de çeşitli riskler taşır. Büyük ameliyatlarda her zaman enfeksiyon, kanama ve anesteziye olumsuz tepki riski vardır.

Rinoplasti ile ilgili bazı riskler de vardır. Bunlar, burundan nefes almada güçlük, burunda ve çevresinde sürekli uyuşma, düzensiz bir burun, ağrı, renk değişikliği veya kalıcı şişlik, yara izi, septal perforasyon ve ek ameliyat ihtiyacını içerir. Bu risklerin detayları burun cerrahisi tarafından rinoplasti aşamasını düşünenlere iletilir. Rinoplasti planlama aşamasından önce doktor ile rinoplasti aşamasını düşünen kişi arasında ameliyatın etkili olup olmayacağının belirlenmesi için bir toplantı yapılır.

Bu röportajda bir kişinin tıbbi geçmişi ortaya çıkar. Doktorun soracağı en önemli soru, hastanın operasyona yönelik motivasyonu ve hedefleridir. Bu aşamada nihai sonucun istenmesi için en önemli detay, arzuların ve hedeflerin tamamen dürüst bir şekilde ifade edilmesidir. Cerrah, rinoplastinin bir rinoplasti adayına neler verebileceğini ve veremeyeceğini net bir şekilde açıklayacaktır. Daha sonra burun tıkanıklığı, ameliyatlar ve alınan ilaçlar hakkında bilgi toplayacaktır. Hemofili gibi kanama rahatsızlığı olan kişiler rinoplasti adayı olmayabilir.

Bu süre zarfında doktor, kan testleri gibi laboratuvar testleri de dahil olmak üzere eksiksiz bir tıbbi muayene yapacaktır. Yüz estetiği adayının yüz hatları ile burnunun iç ve dış yüzeylerini de inceleyecek. Böylelikle hangi değişikliklerin yapılması gerektiğini ve deri kalınlığı veya burun ucundaki kıkırdağın gücü gibi fiziksel özelliklerin sonuçları nasıl etkileyebileceğini belirleyebilirsiniz. Rinoplastinin nefes alma üzerindeki etkisini belirlemek için fiziki muayene de yapılmalıdır.. Burun fotoğrafları çekilebilir ve cerrah, olası sonuçları göstermek için fotoğrafları bilgisayarla değiştirebilir. Burun cerrahı ayrıca bu fotoğrafları ameliyat öncesi ve sonrası muayenelerin yanı sıra uzun süreli muayeneler için de kullanacaktır.

Kişinin çenesi küçükse, cerrah burun estetiği adayı ile çene büyütme ameliyatını tartışabilir. Çünkü küçük bir çene, büyük bir burun yanılsamasını yaratacaktır. Bu durumlarda çene ameliyatı yaptırmaya gerek yoktur ancak yüz profilinde daha iyi denge sağlanabilir. Burun ameliyatı sonrası genellikle aynı gün hastaneden çıkmak mümkündür. Eve dönmenize yardımcı olacak birini bulmak, özellikle de ameliyat ayakta tedavi bazında yapılıyorsa önemlidir. Anesteziden sonraki ilk birkaç gün içinde hafıza kaybı, yavaş tepki süreleri ve karar vermede güçlük görülebilir. Bu nedenle bir arkadaş veya aile ferdinin ameliyat olan hastayla ameliyat sonrası dönemde yardımcı olmak için bir veya iki gece kalması faydalı olabilir.

Tuvalet İhtiyacınızı Ertelemeyin

Anormal değişiklikler varsa, doktorunuza görünün.

Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji Kliniği başkanlığında hizmete açılan Kabızlık Polikliniği’nde kabızlık hastalarının multidisipliner bir muayeneden geçirildiğini belirten Prof. Dr. Melih Özel, “Hastalarımız başta radyoloji, biyokimya ve mikrobiyoloji bölümleri olmak üzere diğer kliniklerden destek ve işbirliği açısından değerlendiriliyor. Hastalarımızın özel koşullarını göz önünde bulundurarak, daha detaylı tetkik ve tedavi gerektiğinde, diyet ve beslenme, psikiyatri, dahiliye, endokrinoloji, nefroloji, genel cerrahi uzmanlarımızın katılımıyla oluşturulan geniş bir ekip ile hastalarımıza hizmet vermekteyiz. , jinekoloji ve obstetrik. ve üroloji.tuvalet erteleme, kabızlık nedenleri, kabızlık tedavisi

Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Gürsoy “Haftada 3 defadan az, az miktarda, çok yoğun ve zorlukla bağırsak yapıyorsanız kabızlık için yardım almayı düşünmelisiniz. Bağırsak alışkanlıklarınızda yeni veya alışılmadık değişiklikler varsa, üç günden fazla dışkılama yapmadıysanız, rahatsızlığınız üç haftadan fazla sürüyorsa, bazen yaptığınızda, şiddetli ağrı, kanama, halsizlik, yorgunluk varsa , kilo kaybı veya ateş … Bir doktora görünmelisin. “

Tuvalet ihtiyaçlarınızı ertelemeyin

Anadolu Sağlık Merkezi Gastroenteroloji uzmanı prof. Dr. Melih özel“Günün belirli saatlerinde tuvalet ihtiyacının ertelenmemesi ve tuvalet ihtiyacı için belirli bir süre ayrılması önemli. Kabızlık tedavisi seçenekleri kabızlığın nedenine göre belirlenir. Genel olarak, önerilecek ilk önlem, lif ve su alımınızı artırmaktır. Lif açısından zengin bir diyet ve bol sıvı almak, günün belirli saatlerinde tuvalete gitmek ve yeterli fiziksel aktivite yapmak kabızlığı önlemede önemlidir. Bu önlemlerin yetersiz olması veya anket sonunda elde edilecek veri ve bilgilere uygun olması durumunda çeşitli diyetler, ilaçlar ve egzersizlerden oluşan tedavi yaklaşımlarına özel önem verilmektedir. ”

Diğer kabızlık nedenleri:

Yaşam tarzı (örneğin, egzersiz eksikliği) ve yeme bozuklukları

Kolon veya rektal darlık veya tıkanıklık

Kolon veya rektum etrafındaki sinir anormallikleri

  • Dışkılamayla ilgili kasların işlev bozukluğu.

Hormonal hastalıklar ve değişiklikler (diabetes mellitus, tiroid hastalıkları vb.)

Doktora gitmeden önce buna dikkat edin!

Doktorunuzun randevusuna gelmeden önce, görüşme sırasında ortaya çıkabilecek bazı soruların cevaplarını hazırlamak, doktorunuzun durumunuzu daha iyi anlamasına ve test ve tedavi yaklaşımlarını planlamasına yardımcı olacaktır.

Konsültasyon sırasında doktorunuz şunlara odaklanabilir:

  • Kabızlıktan ne zaman şikayet etmeye başladınız?
  • Belirtileriniz ve şikayetleriniz zaman zaman mı yoksa sürekli mi ortaya çıkıyor?
  • Şikayetleriniz ne kadar ciddidir? Bu şikayetleri artıran veya azaltan faktörler var mı?
  • Semptomlarınız arasında karın ağrısı ve mide bulantısı / kusma var mı?
  • Son zamanlarda hiç çaba göstermediğiniz halde kilo verdiniz mi?
  • Günlük ne kadar su ve sıvı tüketiyorsunuz?
  • Bu şikayetlerinizin olduğu süre içerisinde en az bir kez dışkılama sırasında veya sonrasında dışkı, tuvalet, klozet veya tuvalet kağıdınızda kan gördünüz mü?
  • Bağırsak hareketleri sırasında zorlanıyor musunuz?
  • Ailenizde ciddi sindirim sağlığı problemleriniz (kolon kanseri gibi) var mı?
  • Teşhis ve tedavi edilmiş herhangi bir tıbbi durumunuz var mı?
  • Başladığınız veya değiştirdiğiniz yeni prosedürleriniz, yeni ilaçlarınız var mı?

Guatr Hastalığı ve Tedavisi

Guatr nedir?

Büyümüş bir tiroid bezine guatr denir. Bu oluşum sıradan veya yumrulu olabilir. Düğüm, yumru demektir. Nodüller tekli veya çoklu olabilir. Guatr, iyi huylu tiroid hastalıklarından biri olarak kabul edilir. Bazı tiroid nodülleri hormon salgılarken bazıları sessiz olabilir. Guatr kadınlarda daha yaygındır.guatr hastalığı, guatr hastalığı ne demek, guatr tedavisi

Guatrın ana nedenleri:

Iyot eksikliği

aşırı aktif tiroid

tiroid bezinin uyuşukluğu

tiroid bezindeki nodüller

tiroid kanseri

tiroid bezinin iltihabı

radyasyon

bazı ilaçlar

genetik

sigara içmek

Guatrın belirtileri nelerdir?

Bazı hastalarda guatr herhangi bir belirti göstermez. Bazı hastalarda boyun şişmesi, ağrı, yutma güçlüğü, öksürük ve nefes darlığı olabilir. Semptomlar, az veya daha fazla tiroid fonksiyonuna bağlı olabilir. Tiroid bezi çok çalışırsa çarpıntı, sinirlilik, ishal, kilo kaybı, uykusuzluk ve baş ağrısı meydana gelebilir. Tiroid bezinin tembelliği, kilo alımı, aşırı uyku, kabızlık, kuru cilt ve saç dökülmesine neden olur. İnsanlarda toksik guatr olarak bilinen bu durum, tiroid bezi aşırı salgılandığında ortaya çıkar.

Guatr nasıl teşhis edilir?

Guatr, şişlik tespit edildikten sonra doktor tarafından tiroid testleri ve ultrason muayeneleri kullanılarak teşhis edilir. Gerekirse tiroid sintigrafisi ve biyopsi yapılabilir.

Guatr ameliyatı

Tiroid bezi ameliyatına tiroidektomi denir. Bu, tiroid bezinin ameliyatla alınmasıdır. Bu ameliyatla tiroid bezinin bir kısmını veya tamamını çıkarabilirsiniz. Tiroid kanseri için, tiroid bezinin yakınındaki lenf düğümlerini temizlemek de mümkündür.

Guatr ameliyatı sırasında görülebilen sorunlar ses tellerinin hasar görmesi ve paratiroid bezinin yanlışlıkla çıkarılmasıdır. Paratiroid bezleri vücuttaki kalsiyum dengesinin korunmasında önemli rol oynar. Sonuç olarak, paratiroid bezlerinin çıkarılması kandaki kalsiyum seviyesini düşürür. Bu durumda hasta ek olarak kalsiyum ve D vitamini almalıdır. Ses tellerine giden sinirler hasar gördüğünde ameliyat sonrası ses kısıklığı oluşabilir.

Tiroid kanseri

Tiroid nodüllerinin% 4-20’sinde kanser bulunur. Genellikle kötü huylu nodüller tektir, genişleme ve sertleşme eğilimindedir. Tiroid kanseri; Dörde ayrılır: papiller, foliküler, kemik iliği ve anaplastik. En kötü huylu, yaşlılıkta ortaya çıkan anaplastik tiroid kanseri türüdür.

Tiroid kanserini teşhis etmek için ince iğne biyopsisi ve sintigrafi kullanılır. Kanser, patolojik olarak uzak bir düğüm veya tiroid bezi incelenerek teşhis edilebilir. Tiroid kanserini tedavi etmek için cerrahi ve radyasyon tedavisi kullanılır.

Laparoskopi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Laparoskopi nedir?

Laparoskopi, cerrahların deride büyük kesiler yapmadan karın ve pelvise ulaşmasını sağlayan cerrahi bir tekniktir. Minimal invaziv cerrahi veya anahtar deliği tekniği olarak da bilinen laparoskopi, laparoskop adı verilen cihazlar kullanılarak gerçekleştirilir. Laparoskop, ucunda karnı veya pelvisin içini kolayca görmenizi sağlayan yüksek çözünürlüklü bir kamera bulunan ince, aydınlatılmış bir tüptür. Kameradan gelen görüntüler bir monitöre yansıtılır ve cerrah bu monitörde işlemleri izleyebilir ve gerçekleştirebilir. Vücudun içini görmenizi sağlayan laparoskopun yanı sıra birkaç tüp benzeri cihaz kullanılarak karın içinde istenilen işlemler yapılabilmektedir. Normal şartlarda açık cerrahi tekniği ile karın içini net görmek için büyük bir kesi gerekirken, laparoskopik teknik sadece 1-1,5 cm’lik birkaç kesi gerektirir.Aynı zamanda açısından da büyük avantajlar sunmaktadır. komplikasyon riski, iyileşme süresi, ameliyat sonrası yara izi. Daha önce sadece safra kesesi ve jinekolojik operasyonlar için kullanılan bu yöntem, artık karaciğer, bağırsak ve daha birçok organın teşhis ve tedavisi için tercih edilmektedir.laparoskopi nedir, laparoskopi nasıl yapılır, laparoskopi niye yapılır

Laparoskopi neden yapılır?

Laparoskopi tekniği, karın veya pelviste gelişen birçok hastalığı teşhis ve tedavi etmek için kullanılabilir. Özellikle jinekoloji, üroloji ve gastroenteroloji bölümleri laparoskopiyi sıklıkla kullanan tıp bölümleri arasındadır. Genellikle laparoskopik cerrahinin tercih edildiği durumlardan bazıları şunlardır:

Hastalıklı veya hasar görmüş bir organın alınması

Safra kesesi ameliyatı

Kistlerin ve miyomların çıkarılması

Apandisitin çıkarılması (apendektomi)

Divertikülit, ülseratif kolit gibi durumlara bağlı olarak bağırsağın bir kısmının çıkarılması

Mide ülseri tedavisi

Prostat, böbrekler ve mesane gibi organların kısmen veya tamamen alınması.

Dış gebeliğin sonlandırılması

Fıtık tedavisi

Pelvik inflamatuar hastalık (PID) ve endometriozis tedavisi

Rahmin alınması (histerektomi)

Doku örneklerinin alınması (biyopsi)

Tedaviye ek olarak, teşhis aşamasında laparoskopi tekniğini kullanabilirsiniz. Ultrason, manyetik rezonans (MRI), bilgisayarlı tomografi (BT) gibi görüntüleme teknikleri, pelvik ve abdominal hastalıklarla ilgili çoğu çalışma için yeterlidir. Bununla birlikte, bazı durumlarda, teşhisi doğrulamanın tek yolu laparoskopidir. Pelvik inflamatuar hastalık, endometriozis, dış (ektopik) gebelik, yumurtalık kistleri, inmemiş testisler, miyomlar, açıklanamayan kadın kısırlığı ve karın ağrısı gibi durumlarda tanısal laparoskopi gerekebilir. Ek olarak, laparoskopi pankreas, karaciğer, yumurtalıklar, safra kanalları ve safra kesesi kanserlerini teşhis etmek için kullanılabilir.

Laparoskopi nasıl yapılır?

Laparoskopi, genel anestezi altında yapılan bir ameliyattır. Ameliyattan önce hastalar anestezi rejimine uyum açısından değerlendirilir. Hasta ameliyattan 12 saat önce yemek yemeyi ve su içmeyi bırakmalıdır. Ayrıca antikoagülan alan kişilerden de ameliyattan birkaç gün önce bu ilaçları almayı bırakmaları istenir. Operasyonun başlangıcında cerrah karın duvarında bir veya birden fazla delik açar. Bu deliklerden laparoskop, karnı karbondioksit ile doldurmak için kullanılan bir tüp ve küçük cerrahi aletler yerleştirilir. Laparoskopik cerrahide, görünürlüğü ve hareket aralığını iyileştirmek için karın içi karbondioksit ile şişirilir. Daha sonra kesilerden yerleştirilen aletlerle gerekli tetkikler ve tedavi yapılır. Operasyon sonunda karın boşluğundan karbondioksit çıkarılır, aletler çıkarılır, kesiler dikilir ve bandaj uygulanır. Tanı amaçlı kullanılan laparoskopik cerrahide işlem süresi genellikle 30-60 dakika aralığındadır. Tedavi amaçlı laparoskopi ile operasyonun süresi, yapılan operasyona bağlıdır. Hastalar genellikle aynı gün veya ertesi gün taburcu edilir. Laparoskopik cerrahi minimal invaziv (daha az zararlı) bir cerrahi olduğu için komplikasyon riski açık cerrahiye göre çok daha düşüktür. Ancak cerrahi bir işlem olduğu için kesi çevresinde enfeksiyon, kanama ve morarma, anesteziye bağlı bulantı ve kusma gibi komplikasyonlar nadir de olsa ortaya çıkabilir. Bu yetenekler nedeniyle, hastalar genellikle 24 saat izlenir. Bazı hastalarda enfeksiyon riski nedeniyle antibiyotik tedavisi tercih edilebilir.

Meme Kanseri Nedir?

Göğüs dokusu; Göğüs lobları, yağ dokusu, bağlar, boşluklar (sinüsler), bezler ve süt kanallarından oluşur. Göğüs dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalmasının neden olduğu meme kanseri, kardiyovasküler hastalıklardan sonra en ölümcül hastalıklardan biridir. Erkeklerde meme kanseri nadir görülmesine rağmen kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi, meme kanserinde de sağlıklı hücrelerin DNA’sında bazı bozulmalar vardır. Sonuç olarak, hücreler kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlar. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre çok daha hızlı bölünür ve çoğalır ve daha uzun ömürlüdür. Sonuç olarak, kanser hücreleri zamanla aglomerasyona neden olur. Kitle oluşumuna neden olan hücrelerin birikmesi tümör olarak tanımlanmaktadır.meme kanseri, meme kanserinin belirtisi, meme kanserinin sebepleri

Meme kanserinde bu durum genellikle meme dokusunda bulunan süt kanalları veya meme bezlerindeki hücrelerin hızlı çoğalması nedeniyle gelişir. Bu bölgelerde çoğalmaya başlayan kanser hücreleri, tümör adı verilen bir kitle oluşturur. Meme kanseri tümörleri iyi huylu veya kötü huylu olabilir. Kötü huylu veya kötü huylu olarak adlandırılamayan bu tümörler vücut üzerinde farklı etkilere sahiptir. Kansere neden olan hücrelerin çoğalması genellikle başlangıç   döneminde çok yavaştır ve semptomlara neden olmaz. Bu nedenle, kişi genellikle ilk dönemde bu durumu fark etmez. Bu da kanserin önce lenf düğümlerine daha sonra dolaşım sistemi yoluyla vücudun çeşitli bölgelerine yayılmasına, yani metastaz yapmasına neden olur. En sık 50-70 yaşları arasında ortaya çıkan meme kanseri, birinci derece akrabalarında meme kanseri olanlarda daha sık görülmektedir. Bu nedenle meme kanseri taraması son derece önemlidir. Meme kanseri belirtisi olmasa bile, 40 yaşın üzerindeki tüm kadınlara düzenli mamografi yaptırmaları tavsiye edilir.

Meme kanseri, kadınlar arasında en sık görülen kanserdir ve akciğer kanserinden sonra ikinci en yaygın ölüm nedenidir. Kadınlarda tüm kanserlerin% 24’ünü ve kanser ölümlerinin% 14’ünü oluşturmaktadır. Her sekiz kadından birinin hayatının bir döneminde meme kanserine yakalanacağı bildiriliyor. Nadiren erkeklerde meme kanseri görülür. Her 100 kadından 1 erkeğe meme kanseri teşhisi konuyor. Meme kanseri görülme sıklığının her yıl arttığı tespit edildi. Günümüz ortamında meme kanserinin sık görülme sıklığı, artan görülme sıklığı, erken tedavi imkanı ve erken dönemde teşhis edilebiliyor olması meme kanserinin önemini artırmaktadır.

Siroz Tedavisi Nasıl Yapılır?

Siroz hastalığının vücut üzerinde birçok yan etkisi bulunmaktadır. Siroz hastalığı vücut üzerinde damarların hasar görmesine neden olacaktır. Siroz hastalığının en başlıca sebeplerinden biride yüksek alkol kullanımıdır. Eğer günde 70 gr’dan fazla alkol tüketimi yapar iseniz sirozhastalığına yakalanma riskiniz o kadar fazladır. Siroz hastalığının bir diğer oluşum sebebi ise hepatit B virüslerinin karaciğere yerleşmesi ile birlikte iltihap oluşmasıdır.siroz tedavisi yapımı, siroz tedavisi nasıl olur, siroz tedavisi nasıl yapılıyor

Siroz tedavisi için öncelikle hastanın alkol tükemtimini kesmesi gerekmektedir. Alkolü bırakan hasta hastalığın verdiği zararları kapatmak için kısa sürede vitamin depolaması gerekmektedir. Vitamin eksikliğinin giderilmesi için hasta vitamin takviyeleri kullanabilir süreç içinde. Siroz hastalığı vücudun karın bölgesinde belirli bir su toplanmaktadır. Bu suyun vücuttan atılması için hasta idrar söktürücü ilaçlar kullanmalıdır.

Siroz tedavisi boyunca hasta beslenmesine ve doktor kontrollerini düzenli bir şekilde takip etmesi gerekir. Siroz tedavisi boyunca hastanın yağlı yiyeceklerden kaçınması gerekmektedir. Düzenli ve sağlıklı beslemenin yanında hastanın her gün 100 gr protein alması gerekmektedir. Yemeklerin tüketiminde kesinlikle tuz kullanılmamalıdır. Yemek borusunda oluşum gösteren aitler farklı yöntemler ile tedavi edilmelidir. Bu hususlar doğrultusunda hastalık kontrol altına alınabilecektir.

Siroz hastalığını bir diğer yan etkisi ise yüksek tansiyon oluşumudur. Bu yüzden siroz hastalarının her an yanlarında tansiyon ilaçlarını bulundurmaları gerekmektedir. Siroz hastalığının en son noktası karaciğer naklinin olmasıdır. Bu yüzden hastalık ne kadar çabuk teşhis edilir ise siroz tedavisi de o derece başarılı olacaktır. Oluşum gösteren toksik maddelerin azaltılarak yok olması adına laktuloz kullanımı desteklenerek uygun bir diyet programı hazırlanarak buna uyması gerekmektedir. Eğer hastalık sürecinde varis kanaması gibi sorunlar gözlenir ise emdoskopik müdahalelerin uygulanması gerekmektedir. Siroz tedavisi boyunca dikkatli ve doktor uyarılarına uyar iseniz hastalıkda önemli adımlar katedebilirsiniz.

Isırgan Otu Şampuanın Faydaları

Isırganla doğada karşılaştığımızda biz ona dokunduğumuzu fark etmesek de o bize verdiği yanma hissi ile kendisini hissettiriyor. Eski zamanlarda ısırganın yapraklarını kaynattıktan sonra banyoda son durulama suyunda saça dökülüyordu. Bu sayede ise herkes daha güçlü ve parlak saçlara sahip olurdu. Tamamen bir şifa deposu olduğu bilinen ısırganın faydası elbette yalnızca saçla ibaret değildir.ısırgan otu şampuanı, ısırgan otu şampuanının faydaları neler, ısırgan otu faydası nedir Yüksek miktarda demir içermekte olan ısırgan otu anemi tedavisinde de kullanılır. Sindirim isteminin yanı sıra diğer organları da temizleyip, idrar söktürüyor. Soğuk algınlığına ve saman nezlesine de iyi gelip, bu durumlarda ortaya çıkan öksürüğün kesilesini sağlamaktadır. Bağışıklık sisteminin de güçlenmesinde etkisi olan bu özel bitki tüm yıl boyunca yetişmekte olup, haziran ayından eylül ayına kadar çiçek açıyor. Tıp da çok fazla talep görmekte olan bitki pek çok ilaç içerisinde bulunduğu gibi, şampuanları ile de ayrı şifa dağıtır. Günümüzde oldukça talep görmekte olan ve ısırgan otu şampuanı saçlarının seyrek ve sert veya bakımsız oluşundan yakınanların imdadına yetişir. Özellikle de düzenli olarak uzun süre kullanan kişilerin elde etmiş oldukları sonuçlar görmeye değer. Özellikle de saç uzatmak isteyen ancak çabuk kırıldıkları için uzamadığından yakınan bayanlara tam anlamı ile yardımcı olan şampuan saç tellerinin beslenerek güçlenmesini, kırılma ve ya dökülmeler olmadan saçların uzamasını sağlıyor.Isırgan Otu Şampuanın Faydaları

Canlı ve Pürüzsüz Saçlara Ulaşın!

Saçların canlı veya pürüzsüz görünüm kazanmasını sağlamakta olan ısırgan otu şampuanı özellikle saç köklerinde oluşan mantar veya kepek gibi istenmeyen durumları da ortadan kaldırıyor. Yağ dengesini düzenlemekte olan şampuan yağlanmayı ortadan kaldırarak dış etkenlerden çabuk etkilenmeyen dirençli saçlara sahip olmanızı sağlar. Saçlarınız artık dökülmeden, kırılmadan oldukça gür ve hacimli olacak olup, sizlerde hep hayal ettiğiniz ve başkalarında görüp imrendiğiniz saçlara sahip olursunuz. Her saç tipinde gönül rahatlığı ile kullanılabilmekte olan bu özel formüllü şampuanı kullanmamış olanlar, ne kaybettiklerinin farkına vararak hemen şampuanı kullanmaktadır. Biraz zaman geçtikten sonraki farklılığı gördükten sonra evlerinde başka şampuanlara yer vermeden gönül rahatlığı ile şampuanı kullanabilirler.

Diş Sağlımız Üzerinde Olumlu Sonuçlar Bırakan Yiyecekler

Ağız ve diş sağlığımıza gereken önemi verirsek daha sağlıklı bir hayat süreriz. Çünkü sağlıklı olmak için sağlıklı ağız ve dişlere sahip olmamız gerekir. Sağlıklı beslenmek diş sağlığımızı da olumlu olarak etkiler. Özellikle bazı yiyeceklere beslenmemizde daha fazla yer verirsek daha sağlıklı diş ve diş etlerine sahip olmuş oluruz.diş sağlığına iyi gelen yiyecekler, diş sağlığını koruma, diş sağlığı için tüketilmesi gerekenler-Brokoli dişlerimiz asitlere karşı korur ayrıca sağlıklı diş mineleri içinde brokoli tüketmemiz gereklidir.

-Süt içmek bizi diş eti hastalıklarından koruduğu gibi çene kemiklerini güçlendirerek dişlerimizin daha düzgün çıkmasını sağlar.

-Bir kalsiyum ve fosfor deposu olan yoğurt tüketmek bizi diş hastalıklarına karşı koruyacaktır.Aynı zamanda daha sağlıklı ve güçlü dişler içinde yoğurt tüketmek şarttır.

-Yüksek oranda magnezyum içeren antepfıstığı diş ve dişeti iltihaplanmalarının da önüne geçmektedir.

-Peynir tüketmek dişlerde plak oluşumunu engellediği gibi diş minelerinin güçlenmesini sağlayarak daha güzel ve sağlıklı dişlerimiz olmasını sağlar.

– Adaçayının dişler için iyi bir gargara olduğunu biliyor muydunuz? Adaçayı ile yapacağınız gargara sayesinde diş çürüklerinin önüne geçebildiğiniz gibi diş eti hastalıklarından korunmanız mümkün olacaktır.

– Mantar içindeki  D vitamini sayesinde daha sağlıklı dişlere sahip olmamızı sağlar. Dişlerimizi güçlendirerek diş çürümelerini azaltacaktır.

-Şeker dişlerin çürümesine neden olurken kuru üzümün içinde bulunan şeker bunun tersine bakterileri öldürerek diş çürüklerine engel olmaktadır.

– Özellikle küçük çocukların somon balığı tüketmeleri diş gelişimlerini olumlu olarak etkilediği için çok önemlidir.

-Kış mevsimlerinin vazgeçilmezi olan portakal dişin sert tabaksını güçlenmesine yardımcı olur ve diş eti iltihaplanmalarını önler.

-Susam genellikle poğaça süslemelerinde kullanılır. Susam dişlerde bakteri ve plak oluşumunu engeller.diş eti hastalıklarına karşıda koruyucu etkisi vardır.

-Dişleri beyazlatmaya yarayan çilek aynı zamanda diş eti sağlığı içinde tüketilmesi gereken bir meyvedir.

– Günde bir kaç badem tüketmek dişlerin temizlenmesini sağlarken dişlerde plak oluşumunda engel olmaktadır.

-Anana tükürük salgısını arttırarak dişlerin temizlenmesini sağlarken diş minelerini de güçlendirir.

– Günde bir bardak yeşil çay içmek ağızda bakteri oluşumuna engel olduğu gibi diş eti kanamalarının da önüne geçecektir.